Zaman dediğin nedir ki?
Bir insan icadı.
24 saat.
60 dakika.
100 salise.
Akıp gidiyor işte. Ne garip. Önce saati bulan insan, şimdi zamanı durdurmanın peşinde. Işık hızına çıkılırsa zaman dururmuş. Zaman zaten durduğu yerde duruyor. Nereye gidiyor ki. Değişen yüzler, fikirler, çevre durduramazsınız...
Ne zaman yazacaksın?
Boşladın mı Hayat Terazisi'ni?
İki ay oldu yazmadın. Üç ay doldu yazmadın. Ne yazdın?
Duruyor işte burada zaman. Duruyor Hayat Terazisi. Bazen denge bozuluyor. Klonlamaymış. Genetiği değiştirilmiş meyve sebzeymiş. Arılar nerede? Arılar bitince kıyamet kopacakmış. Nerede? Burada. Dinazorlar neden yok olmuş? Meteor mu çarpmış? Nerede? Burada.
Kıyamet de burada, cennet de cehennem de. Değişen ne? Terazinin ayarı. Bugün bizi tartar, yarın başka bir canlıyı. Ağır gelince salar kefesini düşersin. Ne zaman kalır. Ne düzen kalır. Zaman durur...
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Zaman akıp gidiyor...
19 Nisan 2012 Perşembe
Mutfakta Folyo Tehlikesi
Mutfağımızın vazgeçilmez demirbaşı alüminyum folyo. Gerek yemek pişirmek gerek buzdolabında yemek saklamak için her gün alüminyum folyo ve kapları kullanıyoruz pek çoğumuz. Peki alüminyumun insan vücuduna zararları konusunda yapılan son araştırmalardan haberiniz var mı? Bu kez beni bu konuda yazmaya iten buradan Amerika’dan değil Türkiye’den gelen bir araştırma oldu. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü’nden Yrd. Doç .Dr. Sadettin Turhan yaptığı bir araştırma sonucunda alüminyum kaplarda pişirilen ve saklanan yemeklerin sağlık açısından zararları bir kez daha gözler önüne serilmişti... Yeni araştırmalar özellikle yüksek ısıya ve beklemeye maruz bırakılan alüminyum folyodaki alüminyum maddesinin yiyeceklere geçtiğini gösteriyor. Alüminyumun insan vücuduna başta kemik hastalıkları olmak üzere çok sayıda zararı olduğu belirtiliyor. Bu zararlardan bazıları anemi, kemik erimesi, zeka geriliği ve kanser. Alzheimer hastalarının beyin dokusunda görülen yüksek miktardaki alüminyum uzmanların Alzheimer ve alüminyum arasında bir bağlantı olabileceğini düşünmesine yol açıyor. Ayrıca artan alüminyum miktarı vücudumuz için çok gerekli olan kalsiyum, demir, fosfor, magnezyum gibi minerallerin emilimini de azaltıyor.
Alzheimer hastalarının beyin dokusunda bulunan yüksek miktarda alüminyum, araştırmacıların Alzheimer ile alüminyum kullanımı arasında bir bağlantı olduğunu düşünmesine yol açıyor. Bu nedenle alüminyum kaplarda hazırlanan yemeklerin, tüketenlerde başta Alzheimer hastalığı olmak üzere anemi, kemik erimesi, zeka geriliği, hatta kansere bile neden olabileceği araştırmalar sonucu tespit edilmiş durumda. Alüminyumun sürekli alımıyla beyin hücrelerinde meydana gelen birikim Alzheimer’a ek olarak başka ciddi beyin rahatsızlıklarına yol açabiliyor.
Peki ne yapacağız? Alüminyum folyo gibi hayatımızı kolaylaştıran bir üründen hiç mi faydalanmamalıyız? Uzmanlar bu konuda alınabilecek önlemler olduğunu söylüyor...
Folyo kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
-Alüminyum folyoyu, asitli (yoğurt, limon sıkılmış et ve ürünleri gibi), yüksek sıcaklıkta pişirilen ve uzun süre dondurarak muhafaza edilen gıdalarda kullanmayın.
- Alüminyum kaplar yerine paslanmaz çelik kaplar, folyo yerine de yağlı kağıt ambalajları tercih edin.
-Folyoya ısıtma işlemi uygulamayın.
- Balık, et gibi yiyecekleri alüminyum folyoya sarıp fırında pişirmeyin. Çünkü yüksek ısı ve yiyeceklerin pişirilmesi esnasında çıkan kimyasal içerikli buhar, alüminyum folyo ile reaksiyona girebiliyor.
- Alüminyum folyoya sarılıp saklanacak gıdalar, çok tuzlu, ıslak ya da limonlu olmamalı.
Alimünyumu aldığımız kaynaklar: Alüminyum mutfak kapları, alüminyum folyolar. Hedef organlar: Kemikler, beyin, böbrekler ve mide.
Zehirlenme belirtileri: Bunama, gastroenterit, böbrek hasar, karaciğer fonksiyon bozukluğu, iştah kaybı, denge kaybı, adale ağrısı, psikoz, nefes darlığı, bünyede zayıflık. Son dönemde yapılan araştırmalar alüminyumun Alzheimer, Parkinson, bunama, hareketlerde koordinasyon kaybı, kelimeleri düzgün telaffuz edememe gibi nörolojik problemlerin oluşumunda çok büyük katkısı olduğunu ortaya koyuyor.
Alüminyum zehirlenmesi ve etkileri:
- Kan ve beyin fonksiyon bozuklukları
- Mide ve bağırsak ülseri
- Gastrointestinal hastalık
- Parkinson hastalığı
- Cilt problemleri
- Hiperaktivite
- Bebeklerde zeka geriliği
- Çocuklarda öğrenme bozuklukları
- Karaciğer rahatsızlığı
- Mide bulantısı
- Kabızlık
- Mide ağrısı ve gaz
- Enerji eksikliği
Alzheimer hastalarının beyin dokusunda bulunan yüksek miktarda alüminyum, araştırmacıların Alzheimer ile alüminyum kullanımı arasında bir bağlantı olduğunu düşünmesine yol açıyor. Bu nedenle alüminyum kaplarda hazırlanan yemeklerin, tüketenlerde başta Alzheimer hastalığı olmak üzere anemi, kemik erimesi, zeka geriliği, hatta kansere bile neden olabileceği araştırmalar sonucu tespit edilmiş durumda. Alüminyumun sürekli alımıyla beyin hücrelerinde meydana gelen birikim Alzheimer’a ek olarak başka ciddi beyin rahatsızlıklarına yol açabiliyor.
Peki ne yapacağız? Alüminyum folyo gibi hayatımızı kolaylaştıran bir üründen hiç mi faydalanmamalıyız? Uzmanlar bu konuda alınabilecek önlemler olduğunu söylüyor...
Folyo kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?
-Alüminyum folyoyu, asitli (yoğurt, limon sıkılmış et ve ürünleri gibi), yüksek sıcaklıkta pişirilen ve uzun süre dondurarak muhafaza edilen gıdalarda kullanmayın.
- Alüminyum kaplar yerine paslanmaz çelik kaplar, folyo yerine de yağlı kağıt ambalajları tercih edin.
-Folyoya ısıtma işlemi uygulamayın.
- Balık, et gibi yiyecekleri alüminyum folyoya sarıp fırında pişirmeyin. Çünkü yüksek ısı ve yiyeceklerin pişirilmesi esnasında çıkan kimyasal içerikli buhar, alüminyum folyo ile reaksiyona girebiliyor.
- Alüminyum folyoya sarılıp saklanacak gıdalar, çok tuzlu, ıslak ya da limonlu olmamalı.
Alimünyumu aldığımız kaynaklar: Alüminyum mutfak kapları, alüminyum folyolar. Hedef organlar: Kemikler, beyin, böbrekler ve mide.
Zehirlenme belirtileri: Bunama, gastroenterit, böbrek hasar, karaciğer fonksiyon bozukluğu, iştah kaybı, denge kaybı, adale ağrısı, psikoz, nefes darlığı, bünyede zayıflık. Son dönemde yapılan araştırmalar alüminyumun Alzheimer, Parkinson, bunama, hareketlerde koordinasyon kaybı, kelimeleri düzgün telaffuz edememe gibi nörolojik problemlerin oluşumunda çok büyük katkısı olduğunu ortaya koyuyor.
Alüminyum zehirlenmesi ve etkileri:
- Kan ve beyin fonksiyon bozuklukları
- Mide ve bağırsak ülseri
- Gastrointestinal hastalık
- Parkinson hastalığı
- Cilt problemleri
- Hiperaktivite
- Bebeklerde zeka geriliği
- Çocuklarda öğrenme bozuklukları
- Karaciğer rahatsızlığı
- Mide bulantısı
- Kabızlık
- Mide ağrısı ve gaz
- Enerji eksikliği
18 Nisan 2012 Çarşamba
Ne Ekersen Onu Biçersin
Geleceğe umutla mı bakmaktayız? Ülkemizde ve dünyada insanlar kendilerini güvende hissediyorlar mı? Kendine güvenmekten bahsetmiyorum. İstikbalimizi garanti altına almaktan bahsediyorum.
İnsanoğlu varolduğu andan itibaren kendisini koruma ve geleceğini kendi kanından insanlara teslim etme içgüdüsü ile yaşamıştır. Bu içgüdü, yükselme isteği, doğaya ve dolayısıyla insanoğluna pek faydalı olmamıştır. Sığınma iç güdüsü ile yapılan ahşap yapılar ormanlara, yükselme ve statü kaygısıyla alınan lüks evler doğaya geri dönüşü olmayan tahribatlar vermiştir.
Daha iyisine, daha lüksüne sahip olma ve kanından olan nesillere daha güzel olanaklar sunma hırsı ile para kaygısı ortaya çıkmıştır. Daha fazla para kazanma dürtüsü ile statülere bağlanılmış, sanal olanaklar ve roller uydurulmuştur. Bu rollere bürünülerek yaşanılan hayatları korumak için tarih boyunca nice savaşlar yapılmıştır. Sonuçta çekişmeler, psikolojik gerilimler savaşlar insanoğluna kazançtan çok zarar getirmiştir.
Günümüzde insanlar hayırlı evlatlar yetiştirme uğruna, büründükleri role sığınarak ne kalpler kırıyorlar hesabı yapılamaz. İşyerlerinde yaşatılan ve yaşanılan stresler, üstünlük kurma mücadelesi, nice insanın akıl sağlığını alıp götürüyor hiç hesabı yapılmış mı? Bugün rolümüze bürünerek, daha fazla kazanma hırsıyla yaşattığımız kaygılar sürekli artmakta. Gelecek kaygısı bu kaygan zemin üzerinde sürekli sallanmakta. Bugün evlatlarımız için kırdığımız kalpler yarın evlatlarımızdan daha tecrübeli ve daha katı kalpler olmayacaklar mı? Bugün kendi soyumuzu yürütmek için kullanıp bir kenara fırlattığımız insanlar yarın evlatlarımızın başında patron olmayacaklar mı?
Sevgi tohumları yerine, kaygılar, korkular, umutsuzluklar ekersek hasadını yeni nesiller toplayacak... Bunu bilip yaşarsak geleceğe daha umutlu bakacağımız kanısındayım.
Bu yazıyı, beni dürüstlükle, insanları kırmamaya çalışarak, hırsları uğruna kimseyi üzmeden, doğrudürüst yetiştiren anne-babama ve evlatlarını bu şekilde yetiştiren ailelere armağan ediyorum.
Sevgi tohumlarınız yeşerdi. Kökümüz toprakta sağlam. Ayrık otları bize zarar veremez. Teşekkürler.
27 Mart 2012 Salı
Marketler Alım Gücünü Azaltacak
Rekabet Kurumu, dev market zincirlerinin alım gücünü kullanıp düşük fiyatla ürün almalarının gelecekte üretici sayısında azalmaya yol açacağı uyarısında bulundu.
Bu durumun fiyatlarda artışa neden olacağını kaydetti Rekabet Kurumu’nun büyük market ve perakendecilik sektöründe yaptığı araştırmalar gelecekte pahalılıkla sonuçlanacak gizli bir tehlikeyi ortaya çıkardı. Rekabet Kurumuna göre, marketlerin bugün ucuzluk sağlayan bazı tedarik yöntemleri gelecekte fiyatları kalıcı biçimde artırma riski taşıyor.
Rekabet Kurumu, hazırladığı Rekabet Raporunda "HızlıTüketim Malları Perakendeciliği Piyasasını” inceledi, geleceğe ilişkin çok kritik bir tespitte bulundu. Kurum, dev market zincirlerinin "toplu alım gücünün gelecekte hayat pahalılığına yol açabileceği” uyarısı yaptı.
Rapora göre, büyük marketlerin yüksek alım gücünü kullanarak düşük fiyatla ürün alması, rekabete yenik düşen bazı üreticilerin piyasadan çıkmasına yol açabilecek. Bu durum süreç içerisinde piyasadaki üretici ve tedarikçi sayısını azaltacak, dolayısıyla piyasa az sayıda tedarikçi ile az sayıda markete kalacak.
Sonuçta da bu durum rekabet ortamının bozulmasına, fiyatların yükselmesine ve tüketicinin zarar görmesine neden olacak.
Raporda, marketler arasında rekabet olduğu sürece, büyük alım gücünün avantajıyla ucuza alınan ürünlerin ucuz fiyatla tüketiciye satılacağı ifade edilen raporda, "Ancak rekabetin azaldığı bir yapıda alım gücünün getirdiği maliyet avantajlarının marketlerde kalması ve tüketiciye yansıtılmaması söz konusu olabilecektir. Marketler tedarikçiden indirimli ürün alsa dahi rekabet yoksa bu indirimi tüketiciye yansıtmayacaklardır" denildi. Türkiye'deki marketlerin yavaş ilerleyen ve fark edilmeyen devralma ve birleşmeler yoluyla büyüdüğüne de dikkat çekildi.
Raporda ayrıca, büyük marketlerin birçok ürünü kendi markaları adı altında üretmelerinin de bugün itibariyle rekabeti artırdığı, dolayısıyla fiyatların ucuzlamasını sağladığı belirtilirken, bu durumun tüketiciye kısa vadede katkı sağladığı ifade edildi. Marketlerin özel markalı ürün yoluyla tedarikçi şirketlere aynı zamanda rakip oldukları belirtilen raporda, "Özel markalı ürünlerin payının artması, üretici ve tedarikçilerin kendi ürünlerine market raflarında yer bulmalarını zorlaştıracak, dolayısıyla yeni ürün ve marka gelişimim yavaşlatacaktır" denildi.
Rekabet Kurumu, hazırladığı Rekabet Raporunda "HızlıTüketim Malları Perakendeciliği Piyasasını” inceledi, geleceğe ilişkin çok kritik bir tespitte bulundu. Kurum, dev market zincirlerinin "toplu alım gücünün gelecekte hayat pahalılığına yol açabileceği” uyarısı yaptı.
Rapora göre, büyük marketlerin yüksek alım gücünü kullanarak düşük fiyatla ürün alması, rekabete yenik düşen bazı üreticilerin piyasadan çıkmasına yol açabilecek. Bu durum süreç içerisinde piyasadaki üretici ve tedarikçi sayısını azaltacak, dolayısıyla piyasa az sayıda tedarikçi ile az sayıda markete kalacak.
Sonuçta da bu durum rekabet ortamının bozulmasına, fiyatların yükselmesine ve tüketicinin zarar görmesine neden olacak.
Raporda, marketler arasında rekabet olduğu sürece, büyük alım gücünün avantajıyla ucuza alınan ürünlerin ucuz fiyatla tüketiciye satılacağı ifade edilen raporda, "Ancak rekabetin azaldığı bir yapıda alım gücünün getirdiği maliyet avantajlarının marketlerde kalması ve tüketiciye yansıtılmaması söz konusu olabilecektir. Marketler tedarikçiden indirimli ürün alsa dahi rekabet yoksa bu indirimi tüketiciye yansıtmayacaklardır" denildi. Türkiye'deki marketlerin yavaş ilerleyen ve fark edilmeyen devralma ve birleşmeler yoluyla büyüdüğüne de dikkat çekildi.
Raporda ayrıca, büyük marketlerin birçok ürünü kendi markaları adı altında üretmelerinin de bugün itibariyle rekabeti artırdığı, dolayısıyla fiyatların ucuzlamasını sağladığı belirtilirken, bu durumun tüketiciye kısa vadede katkı sağladığı ifade edildi. Marketlerin özel markalı ürün yoluyla tedarikçi şirketlere aynı zamanda rakip oldukları belirtilen raporda, "Özel markalı ürünlerin payının artması, üretici ve tedarikçilerin kendi ürünlerine market raflarında yer bulmalarını zorlaştıracak, dolayısıyla yeni ürün ve marka gelişimim yavaşlatacaktır" denildi.
25 Mart 2012 Pazar
Karpuz Kabuğu Denize Düşünce
Geçtiğimiz günlerde dergi karıştırırken, ilginç bulduğum bir şey gördüm. Ülkemizde denize girmenin mevsimi yaz ama eskiden de kullanılan bir deyim vardır: ''Karpuz kabuğu denize düşünce'' denize girilebilir.
Bundan yola çıkan tasarımcılar değişik çadırlar tasarlayarak, kamp ve karavan klasiğini geri getirmeye çalışıyorlar. Meraklısına linki aşağıda veriyorum.
http://www.firebox.com/product/5246/FieldCandy-Tent-What-a-Melon
Bundan yola çıkan tasarımcılar değişik çadırlar tasarlayarak, kamp ve karavan klasiğini geri getirmeye çalışıyorlar. Meraklısına linki aşağıda veriyorum.
http://www.firebox.com/product/5246/FieldCandy-Tent-What-a-Melon
Çocukları Bazı Gıdalardan Koruyun.
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; son yıllarda çocukların beslenmesine giren ve hayatlarının bir parçası haline gelen, hiçbir besleyici değeri olmayan, ancak çocukların yemekten mutlu oldukları, hamburger ve benzeri yiyeceklerin zaman içerisinde astım oluşmasına neden olduğunu belirtiyor. Tekrarlayan öksürükler ve hırıltılı hastalıklar geliştikçe bu hastalıklardan kaynaklanan iştahsızlık oluştuğunda ailelerin sırf bir şey yesin düşüncesiyle çocuklara fast food tarzı yiyecekleri ödül olarak verdiklerini gözlemlediğini söylüyor. Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; haftada 3 veya daha fazla hamburger tüketen çocukların astım riskinin hiç tüketmeyenlere kıyasla % 40 arttığına dikkat çekiyor. Bu rakamların çok yüksek olduğunu ve çocukların beslenmesine dikkat çekmenin önemli olduğuna değiniyor. En iyi tedavinin hastalık oluşmadan önce koruyucu sağlıklı beslenme olduğunun altını çiziyor.
Beslenme ve astım İlişkisi
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; günümüz çocuklarının taze sebze meyve yemek yerine, artık yağlı, yüksek kalorili, vitamin değeri düşük hazır gıdaları tercih ettiklerini söylüyor. Çikolata, kakaolu puding, ekmek üzerine sürülen kakaolu fındık ezmeleri, kakaolu süt ürünlerinin yuva ve anaokullarının beslenme listelerine girdiğine dikkat çekiyor. Çocukların süt ve sütlü gıdaları tüketmelerini sağlamak amacıyla kullanılan kakaonun, mide asit salgısı arttırdığını ve kafeinin mide başını gevşetici etki yarattığını, bu durumun da; asitli mide içeriğini yutma borusundan yukarı çıkardığını belirtiyor. Dr. Yonca Tabak, birçok dokuya zarar vererek ilerleyen mide asitinin önce yutma borusunun alt ucunu yaktığını ve daha sonra yukarı çıkıp soluk borusuna ulaştığını söylüyor. Önce ses telleri, ardından bronş mukozası ve hatta burun ve sinüslere kadar kaçtığı bilinen bu asitli içeriğin, dokularda yaptığı hasarla tekrarlayan ve uzun sürede iyileşmeyen öksürükler ve hırıltılı hastalıklara neden olduğunu vurguluyor.
Çocuklarda da reflü olur mu?
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; yaşanan bu durumun adının reflü olduğunu ve sağlıksız beslenme sebebiyle günümüzde artık çocukların da yaşadığı en büyük sorun olarak karşımıza çıktığını vurguluyor. Nedeni anlaşılamayan gece öksürükleri, ses kısıklığı, uzun süre antibiyotiklere rağmen geçmeyen balgam, iştahsızlık, karın ağrısı, mide bulantısı, geğirme, ağız kokusu ve diş gıcırdatma gibi belli belirsiz bulgularla doktor karşısına gelen çocukların çoğu zaman gereksiz yere astım tedavisi gördüğünü belirtiyor. Bu gibi durumlarda çocuğun beslenmesinin yeniden düzenlenmesiyle birlikte reflünün kolaylıkla önlenebileceğini, düzenli ve sağlıklı beslenmenin tüm bu solunum problemlerini ortadan kaldırmaya yeterli olacağını vurguluyor.
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu, kafein içeren kola, çay, kahve, buzlu çay gibi içeceklerin çocukların beslenmesinden çıkarılmasını, en büyük kafein kaynağı olan kakaonun ise artık bir süt tükettirme aracı olarak kullanılmamasını önemle tavsiye ediyor. Çikolata ve içeriğindeki kakaonun çocuklarda bir tür bağımlılık yarattığını, çocukların beslenmesinden çıkarılan bu yiyeceklerin, başta zorluk yaşansa bile zaman içersinde sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor. İştahı açılan çocuklara tatlı gereksinimi için bol antioksidan içeren meyve tatlıları; kuru meyve ve kuru yemişlerden yapılmış tatlılar verilebileceğini bu beslenmenin bağışıklık sistemini geliştireceğini vurguluyor. Astım ve alerjik hastalıklardan koruduğu kanıtlanan tek beslenme türünün, bol meyve, sebze ve balık içeren Akdeniz beslenme şekli olduğunun altını çiziyor.

ÇOCUK BESLENMESİNDE UZAK TUTULMASI GEREKEN 10 GIDA
1-Çikolata ve kakaolu gıdalar
2-Kakaolu fındık ezmeleri
3-Kolalı içecekler
4-Çay, kahve ve buzlu çay
5-Patates kızartması, cips
6-Ketçap
7-Mayonez
8-Hazır meyve suları ve gazlı içecekler
9-Hamburger, pizza, lahmacun
10-Yoğun baharat içeren sucuk, çiğ köfte vb. gıdalar
Beslenme ve astım İlişkisi
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; günümüz çocuklarının taze sebze meyve yemek yerine, artık yağlı, yüksek kalorili, vitamin değeri düşük hazır gıdaları tercih ettiklerini söylüyor. Çikolata, kakaolu puding, ekmek üzerine sürülen kakaolu fındık ezmeleri, kakaolu süt ürünlerinin yuva ve anaokullarının beslenme listelerine girdiğine dikkat çekiyor. Çocukların süt ve sütlü gıdaları tüketmelerini sağlamak amacıyla kullanılan kakaonun, mide asit salgısı arttırdığını ve kafeinin mide başını gevşetici etki yarattığını, bu durumun da; asitli mide içeriğini yutma borusundan yukarı çıkardığını belirtiyor. Dr. Yonca Tabak, birçok dokuya zarar vererek ilerleyen mide asitinin önce yutma borusunun alt ucunu yaktığını ve daha sonra yukarı çıkıp soluk borusuna ulaştığını söylüyor. Önce ses telleri, ardından bronş mukozası ve hatta burun ve sinüslere kadar kaçtığı bilinen bu asitli içeriğin, dokularda yaptığı hasarla tekrarlayan ve uzun sürede iyileşmeyen öksürükler ve hırıltılı hastalıklara neden olduğunu vurguluyor.
Çocuklarda da reflü olur mu?
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu; yaşanan bu durumun adının reflü olduğunu ve sağlıksız beslenme sebebiyle günümüzde artık çocukların da yaşadığı en büyük sorun olarak karşımıza çıktığını vurguluyor. Nedeni anlaşılamayan gece öksürükleri, ses kısıklığı, uzun süre antibiyotiklere rağmen geçmeyen balgam, iştahsızlık, karın ağrısı, mide bulantısı, geğirme, ağız kokusu ve diş gıcırdatma gibi belli belirsiz bulgularla doktor karşısına gelen çocukların çoğu zaman gereksiz yere astım tedavisi gördüğünü belirtiyor. Bu gibi durumlarda çocuğun beslenmesinin yeniden düzenlenmesiyle birlikte reflünün kolaylıkla önlenebileceğini, düzenli ve sağlıklı beslenmenin tüm bu solunum problemlerini ortadan kaldırmaya yeterli olacağını vurguluyor.
Alerji Uzmanı Prof. Dr. Yonca Tabak Nuhoğlu, kafein içeren kola, çay, kahve, buzlu çay gibi içeceklerin çocukların beslenmesinden çıkarılmasını, en büyük kafein kaynağı olan kakaonun ise artık bir süt tükettirme aracı olarak kullanılmamasını önemle tavsiye ediyor. Çikolata ve içeriğindeki kakaonun çocuklarda bir tür bağımlılık yarattığını, çocukların beslenmesinden çıkarılan bu yiyeceklerin, başta zorluk yaşansa bile zaman içersinde sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandırılmasına yardımcı olabileceğini belirtiyor. İştahı açılan çocuklara tatlı gereksinimi için bol antioksidan içeren meyve tatlıları; kuru meyve ve kuru yemişlerden yapılmış tatlılar verilebileceğini bu beslenmenin bağışıklık sistemini geliştireceğini vurguluyor. Astım ve alerjik hastalıklardan koruduğu kanıtlanan tek beslenme türünün, bol meyve, sebze ve balık içeren Akdeniz beslenme şekli olduğunun altını çiziyor.
ÇOCUK BESLENMESİNDE UZAK TUTULMASI GEREKEN 10 GIDA
1-Çikolata ve kakaolu gıdalar
2-Kakaolu fındık ezmeleri
3-Kolalı içecekler
4-Çay, kahve ve buzlu çay
5-Patates kızartması, cips
6-Ketçap
7-Mayonez
8-Hazır meyve suları ve gazlı içecekler
9-Hamburger, pizza, lahmacun
10-Yoğun baharat içeren sucuk, çiğ köfte vb. gıdalar
19 Mart 2012 Pazartesi
ÇANAKKALE GEÇİLMEZ
18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ
Dün Çanakkale Zaferi'nin yıldönümüydü ama Nevruz Kutlamaları gündeme damgasını vurdu. Ne yani Nevruz ile 18 Mart birlikte kutlanamaz mıydı? İkisi de Milletimiz'in coşkusu değil mi? Nevruz kutlamaları yasaklandı. Barikatlar kuruldu. 18 Mart Coşkusu lekelendi.
Yasakları koyanlar. Dış güçlerin piyonları. Hala anlamadılar.
''ÇANAKKALE GEÇİLMEZ'' Diyoruz. Bunu boş kafanıza sokun!
Dün Çanakkale Zaferi'nin yıldönümüydü ama Nevruz Kutlamaları gündeme damgasını vurdu. Ne yani Nevruz ile 18 Mart birlikte kutlanamaz mıydı? İkisi de Milletimiz'in coşkusu değil mi? Nevruz kutlamaları yasaklandı. Barikatlar kuruldu. 18 Mart Coşkusu lekelendi.
Yasakları koyanlar. Dış güçlerin piyonları. Hala anlamadılar.
''ÇANAKKALE GEÇİLMEZ'' Diyoruz. Bunu boş kafanıza sokun!
18 Mart 2012 Pazar
Bravo Tuncay
Filmlerde, yabancı dizilerde ve hayatta Hristiyanlık adına birçok hareket yapılıyor. Bir nevi gizli reklam diyebiliriz.
Filmde biri ölür, herkes en iyi siyah takımlarını giyer. Pırıl pırıl bir cenaze töreni. Futbolcu sahaya çıkar, elini saha çimine sürdükten sonra inancına göre istavroz çıkarırırken kameralara görüntülenir. Pazar günü büyüklü küçüklü kiliseye gidilir, dualar edilir, koro ilahiler söyler. Düğünler kilisede başlar.
İslam Dini en son gelen dindir. Yani en güncel en modern olanı. Peki İslamiyet'e inananlar dinlerini yeterince tanıtabiliiyorlar mı? Tabi ki hayır. İslamiyet'de gösteriş yoktur. Kul ile Allah arasına kimse giremez. Asıl neden bu olabilir.
Geçtiğimiz günlerde, İngiltere'de Tottenham ve Bolton arasındaki maçta, Fabrice Muamba, 36.000 kişinin önünde kalp krizi geçirerek yeşil zemine yığıldı. O anda sanki Dünya durdu. Sahada çıt çıkmadı. Herkes inancına göre duasını etti. Boltonlu futbolcuya yerde müdahale edilirken, Milli Oyucumuz Tuncay Şanlı objektiflere ellerini açmış dua ederken yansıdı. Eminim ki temiz kalbi ile ellerini açarak Allah'a dua etti. Kendisi'ne, geçmişte Beşiktaş'a attığı golllerden buna rağmen Şampiyonlar Liginde de kaçırdığı gollerden dolayı, pek sıcak bakmamışımdır. Bu son hareketi beni çok duygulandırdı. Tebrikler Tuncay.
Sahadaki ve belkide ekran başındaki seyircilerin içten duaları kabul oldu diye düşünüyorum. Muamba hayatta ve tedavi görüyor. Dualarımız hala onunla. Allah karşısında, din, dil, ırk farkı yoktur. Allah tektir. Herkesin Allah'ı farklı sıfatlarla anılsa bile birdir. Tanrı sevgisine ulaşmak için kullanılan yollar farklı olabilir. Amaç aynıdır.
Bravo Tuncay.
Filmde biri ölür, herkes en iyi siyah takımlarını giyer. Pırıl pırıl bir cenaze töreni. Futbolcu sahaya çıkar, elini saha çimine sürdükten sonra inancına göre istavroz çıkarırırken kameralara görüntülenir. Pazar günü büyüklü küçüklü kiliseye gidilir, dualar edilir, koro ilahiler söyler. Düğünler kilisede başlar.
İslam Dini en son gelen dindir. Yani en güncel en modern olanı. Peki İslamiyet'e inananlar dinlerini yeterince tanıtabiliiyorlar mı? Tabi ki hayır. İslamiyet'de gösteriş yoktur. Kul ile Allah arasına kimse giremez. Asıl neden bu olabilir.
Geçtiğimiz günlerde, İngiltere'de Tottenham ve Bolton arasındaki maçta, Fabrice Muamba, 36.000 kişinin önünde kalp krizi geçirerek yeşil zemine yığıldı. O anda sanki Dünya durdu. Sahada çıt çıkmadı. Herkes inancına göre duasını etti. Boltonlu futbolcuya yerde müdahale edilirken, Milli Oyucumuz Tuncay Şanlı objektiflere ellerini açmış dua ederken yansıdı. Eminim ki temiz kalbi ile ellerini açarak Allah'a dua etti. Kendisi'ne, geçmişte Beşiktaş'a attığı golllerden buna rağmen Şampiyonlar Liginde de kaçırdığı gollerden dolayı, pek sıcak bakmamışımdır. Bu son hareketi beni çok duygulandırdı. Tebrikler Tuncay.
Sahadaki ve belkide ekran başındaki seyircilerin içten duaları kabul oldu diye düşünüyorum. Muamba hayatta ve tedavi görüyor. Dualarımız hala onunla. Allah karşısında, din, dil, ırk farkı yoktur. Allah tektir. Herkesin Allah'ı farklı sıfatlarla anılsa bile birdir. Tanrı sevgisine ulaşmak için kullanılan yollar farklı olabilir. Amaç aynıdır.
Bravo Tuncay.
17 Mart 2012 Cumartesi
Hasankeyf Taşınmak istemiyor
Herkes Hasankeyf'i konuşuyor şimdi konuşma sırası Hasankeyflilerde..
Doğa Derneği uzmanları ve araştırmacı Ebru Işıklı sordu Hasankeyfliler yanıt verdi; Hasankeyfliler baraj hakkında ne düşünüyor? Taşınmak istiyorlar mı? Ne kadar gelirleri var? Onları nasıl bir gelecek bekliyor? Tüm bu sorulara Hasankeyflilerin yanıtı var...
Uzman Ebru Işıklı'nın hazırladığı araştırma ile, 357 ev ve işyerinde yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Hasankeyflilerin yaklaşık yüzde 70'inin, 11 bin yıllık geçmişe sahip Hasankeyf'i bırakarak DSİ köyüne gitmek istemediği ortaya çıktı.
Hasankeyfliler, Ilısu Barajı yüzünden tarihi geçmişlerini bırakıp DSİ tarafından yapılan köye gitmek istemiyor; Kapadokya gibi UNESCO Dünya Mirası olup tarihlerini yaşatmak istiyor.
Doğa Derneği tarafından Dünya Nehirler Günü'nde Hasankeyf'te gerçekleştirilen basın toplantısı ile açıklanan araştırma, Hasankeyflilerin kendi yörelerindeki kültürel ve doğal mirasa derin bir bağlılık beslediklerini ve kendilerini burada yaşama hakkından mahrum bırakılmış hissettiklerini ortaya koyuyor. Araştırma, taşınmaya zorlanmalarının Hasankeyf halkı üzerinde ciddi psikolojik ve sosyal etkileri olacağını gösteriyor.
Yeni köydeki evin borcunu kim ödeyecek?
Anket çalışması yapılan halkın yarısından fazlasının aylık geliri asgari ücretin altında. Öyle ki Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 20'si aylık 300 TL civarında gelirle hayatta kalma savaşı veriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 70'i, DSİ köyündeki evlerin borcunu ödemek konusunda çaresizlik içerisinde olduklarını belirtiyor. Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 30'u ise zorla evlerinden çıkarıldıklarında nereye gidecekleri hakkında herhangi bir fikre sahip değil.
Araştırmaya katılanlardan Hasankeyf'ten gitmek isteyenlerin oranı yüzde 21, bunun nedeni ise işsizlik ve ev koşullarının çok kötü durumda olması. Ilısu barajıyla yok edilmek istenen Hasankeyf'in 1'inci dereceden arkeolojik SİT alanı olması nedeniyle deyim yerindeyse halkın evine çivi çakması dahi yasak. Bu nedenle Hasankeyflilerin yüzde 10'u mutfağı olmadan yüzde 45'i de tuvaleti dışarıda olan evlerde kötü koşullarda yaşamaya zorlanmış durumda.
Araştırma ile ortaya çıkan bir diğer sonuç ise, Bakan Eroğlu'nun "Barajdan sonra daha fazla turist gelecek" sözlerine inanların oranı sadece yüzde 13.
"Hasankeyf dünya mirasıdır yok edilemez"
Dünyanın en tartışmalı baraj projelerinden biri olan Ilısu, 310 kilometre karelik bir alanı sular altında bırakacak ve uluslararası öneme sahip bir kültür ve doğa mirasını yok edecek. Oysa bu alan UNESCO'nun 10 Dünya Mirası kriterinden 9'unu birden sağlayan dünya üzerindeki tek yer.
Doğa Derneği Bülteni'nden
Lütfen ziyaret ediniz: http://www.dogadernegi.org/
Doğa Derneği uzmanları ve araştırmacı Ebru Işıklı sordu Hasankeyfliler yanıt verdi; Hasankeyfliler baraj hakkında ne düşünüyor? Taşınmak istiyorlar mı? Ne kadar gelirleri var? Onları nasıl bir gelecek bekliyor? Tüm bu sorulara Hasankeyflilerin yanıtı var...
Uzman Ebru Işıklı'nın hazırladığı araştırma ile, 357 ev ve işyerinde yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Hasankeyflilerin yaklaşık yüzde 70'inin, 11 bin yıllık geçmişe sahip Hasankeyf'i bırakarak DSİ köyüne gitmek istemediği ortaya çıktı.
Hasankeyfliler, Ilısu Barajı yüzünden tarihi geçmişlerini bırakıp DSİ tarafından yapılan köye gitmek istemiyor; Kapadokya gibi UNESCO Dünya Mirası olup tarihlerini yaşatmak istiyor.
Doğa Derneği tarafından Dünya Nehirler Günü'nde Hasankeyf'te gerçekleştirilen basın toplantısı ile açıklanan araştırma, Hasankeyflilerin kendi yörelerindeki kültürel ve doğal mirasa derin bir bağlılık beslediklerini ve kendilerini burada yaşama hakkından mahrum bırakılmış hissettiklerini ortaya koyuyor. Araştırma, taşınmaya zorlanmalarının Hasankeyf halkı üzerinde ciddi psikolojik ve sosyal etkileri olacağını gösteriyor.
Yeni köydeki evin borcunu kim ödeyecek?
Anket çalışması yapılan halkın yarısından fazlasının aylık geliri asgari ücretin altında. Öyle ki Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 20'si aylık 300 TL civarında gelirle hayatta kalma savaşı veriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 70'i, DSİ köyündeki evlerin borcunu ödemek konusunda çaresizlik içerisinde olduklarını belirtiyor. Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 30'u ise zorla evlerinden çıkarıldıklarında nereye gidecekleri hakkında herhangi bir fikre sahip değil.
Araştırmaya katılanlardan Hasankeyf'ten gitmek isteyenlerin oranı yüzde 21, bunun nedeni ise işsizlik ve ev koşullarının çok kötü durumda olması. Ilısu barajıyla yok edilmek istenen Hasankeyf'in 1'inci dereceden arkeolojik SİT alanı olması nedeniyle deyim yerindeyse halkın evine çivi çakması dahi yasak. Bu nedenle Hasankeyflilerin yüzde 10'u mutfağı olmadan yüzde 45'i de tuvaleti dışarıda olan evlerde kötü koşullarda yaşamaya zorlanmış durumda.
Araştırma ile ortaya çıkan bir diğer sonuç ise, Bakan Eroğlu'nun "Barajdan sonra daha fazla turist gelecek" sözlerine inanların oranı sadece yüzde 13.
"Hasankeyf dünya mirasıdır yok edilemez"
Dünyanın en tartışmalı baraj projelerinden biri olan Ilısu, 310 kilometre karelik bir alanı sular altında bırakacak ve uluslararası öneme sahip bir kültür ve doğa mirasını yok edecek. Oysa bu alan UNESCO'nun 10 Dünya Mirası kriterinden 9'unu birden sağlayan dünya üzerindeki tek yer.
Doğa Derneği Bülteni'nden
Lütfen ziyaret ediniz: http://www.dogadernegi.org/
YORUMSUZ….
Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Esenyurt’ta bir AVM inşaatında işçi çadırlarında çıkan yangında 11 kişinin hayatanı kaybetmesiyle ilgili bir açıklama yapmış. Açıklamasının bir bölümünde “…birfirma yatırım yaparken her masrafı yapıyor ve iş güvenliğini en ideal düzeyde sağlıyor. Bir diğeri güvenlik tedbirlerinden kısıyor, son saatlerde sigorta yapılıyor düşünebiliyor musunuz. Çocuk çalıştırılıyor…Burada aleni birhırsızlık olduğunu görmemiz için sadece yasalara ihtiyacımız yok…” ve deam ediyor….
ÇOCUK ÇALIŞTIRILIYOR…
Diyor….
*******
Geçtiğmiz günlerde, Hükümet eğitim sistemini baştan sonaddeğiştirecek bir yasa tasarısını Meclise sunmuştu…
Bu tasarının bir maddesinde çıraklık yaşının 14’ten 11’e indirilmesi ile ilgili bir bölüm vardı…
Daha sonra, gelen tepkileri değerlendiren bakanlık bu bölümü tasarıdan çıkardı….
*********
11 yaşındaki bir insan çocuk sayılmıyor muydu???
Bu insan çıraklık yaparken çocuk yaşta olmuyor muydu???
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

