Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2016 Salı

Günümüz Türkiye Makro Ekonomisi

Bildiğiniz gibi ülkemizde orta direk denilen ailelerin hızla yok olması, çoğunun fakirlik seviyesinin altında kalması ancak binde birlik bir kısmının zenginleşmesi ile sonuçlanıyor.

Türkiye İstatistik Kurumu'na göre Temmuz Ayı'nda işsizlik oranı %10.7 ye yükseldi. İşsiz kalanların %14 ü 15-24 yaş gençler oldu. Çalışan kesimin birçoğu maalesef aldıkları ücret skalasında düşük seviyede olduklarına inanmakta. Bu durumda lüks tüketim harcamalarının hızla düşeceği gün gibi ortada. Tarım Ürünleri Tüketici endeksi ise 14 Ekim Tarihinde %1.07 arttı. Bu da demek oluyor ki mutfak harcamaları ortalama 600 TL olan bir aile artık doğru beslenmek için 606 Türk Lirası 70 kuruşu gözden çıkarmak zorunda kalacak.

Haziran ve Temmuz aylarında konut satışları 2015 yılına göre daha düşük seviyelerde gerçekleşti. Lüks konut olarak adlandırılan inşaat ürünlerinin satışı ise durma noktasına geldi. Uzmanlar lüks konut satışının hızla düşmesini ülkedeki zengin kesimin doyma noktasına geldiğinin habercisi olduğunu söylüyorlar.

Düşünün bir inşaat patronu, 2014 yılına kadar TOKİ ye düşük gelirliler için daire üretip çoğunu satarken, iş yerini büyütmek için lüks bina üretimine girip riskini büyütse de ürünlerini satacak kitle doyum noktasına geldiği için satışları durma noktasında.

Çalışanların çoğunun gelirlerinden memnun olmadığı düşünülürse, patronların geçici patronlar olduğu kanısına varabiliriz. İş veren düşük maaliyetli işçi çalıştırdığı, hatta tecrübeli elemanını fazla ücret aldığı için işten çıkartıp yerine düşük ücretli tecrübesiz işçi aldığı sürece bu durum büyüme ile değil küçülme ile sonuçlanacaktır. Örnek olarak kirada oturan yeni evli çifti düşünelim. Düşük ücret politikasında erkeğin 3500 TL aldığını hanımının ise 2500 TL aldığını düşünelim. Kirada oturan yüksek öğrenimli ailemizin toplam geliri 6000 TL  1500 TL kira 100 TL aidat 50 TL elektrik 30 TL su 70 TL internet ve ev telefonu kişi başı 50 TL cep telefonu ödediklerini düşünürsek 1850 TL harcandı. Ortalama 200 TL doğalgaz faturamız ile birlikte toplam harcama 2050 TL ye ulaştı. İktisatlı ailemizin mutfak masrafını 600 TL olarak sabitlediğimizde 2650 TL buna yol masraflarını da eklediğimiz düşünülürse 3150 TL leri tükenmiş durumda. Sosyal yeteneklerine de 500 TL aylık harcama limiti koyarsak 3650 TL minimum harcama ile ayı kapatmış durumdayız. Tatile çıkamadıklarını hesaba katarsak tassarruf edilen tutar 2350 TL. Bu kalan tutar ile geleceklerine mi yatırım yapsınlar yoksa kiralarını da ekleyerek toplam 3850 TL ev kredisi mi ödeseler. İşsizlik ihtimalinin bu kadar yüksek olduğu ülkemizde ikisi de çok zor.

Mutfak harcamalarının yükselmesi konusunda ayda 20 binin üzerinde geliri olan değerli bakanımızdan bir çözüm önerisi geldi. Miktarları azaltın. Yani günde bir ekmek yerken 0.75 ekmeğe, bir muz yerken yarım muza, Ayda 2 kg et yerine 1.5 kg ete düşelim. Kişi başına düşen milli gelir artarken harcamaların kısıldığı tek ülkede yaşıyoruz. Zenginlerimiz de doyma noktasına gelip harcama yapmadığına göre vay halimize. Maalesef kriz kapımızda.

21 Şubat 2016 Pazar

''Anneciğim, kusura bakma kantinden tulumba tatlısı aldım''




Güneydoğuda, kendi toprağını kendi toprağında yaşayan düşmana karşı savunurken şehit olmadan önce annesine aldığı 110 liranın yüzyedibuçuk lirasını gönderiyor...
Yine yazdığı son mektubunda ''Anneciğim, kusura bakma, sana 2.5 lira eksik gönderdim. Kantinden canım çekti de 2.5 liraya tulumba tatlısı aldım, beni affet'' diye yazıyor...
... ve ertesi gün şehit düşüyor...

Kendi topraklarında yaşayanlara karşı kendi topraklarını savunan dünyanın düzeni...
                                                    
                                                                      ***

Bakıyorsunuz, okuyorsunuz...
Şehit ailesi derme çatma bir barakada yaşıyor... Yolu yok, izi yok... Etraf çamur içinde...
Devlet erkanı gelecek diye yolu greyder düzeltiyor, mucur dökülüyor...
Aman ha çamur bulaşmasın beylere...

Dünyanın düzeni mi böyle bizim kaderimiz mi çözemedim...

Niye bu ilahi adalet hep garibanın aleyhine işliyor... Zengin bu dünyada rahat edecek, fakir bilmediği dünyayı mı bekleyecek huzur bulmak için?

Niye hep garibanın evladı şehit olacak?
Böyle mi işleyecek bu dünyada ilahi adalet...
Neden 4-5 kişilik bir aile 1300 liraya mahkum edlecek de, bir eli yağda bir eli balda olanlar 15-20 bin lirayı az bulacaklar?

Niye biz kandırılıyoruz? Hangi partiden olursa olsun, vekil adayı birinci sıradan aday olmak için 300-500 bin lirayı gözden çıkarıyor... Temsil ettiği hemşehrilerinin hakkını korumak için mi yoksa ihaleleri kapmak için mi?

Bu düzen hep varlıklıdan yana mı işleyecek?

Gariban rahat etmek için öbür dünyayı bekleyecek. Biz hep güçlülerin kobayı mı olacağız?
Böyle mi  işleyecek bu ilahi adalet.....
Gariban anneler babalar öbür dünyada mı koklayacaklar evlatlarını?
Öbür dünyada mı imtiyaz kazanacaklar oradaki garibanlara karşı...

Nevret YÜKSEL

21 Ekim 2014 Salı

BİR KILIFLA HEM EKİPMANINIZI HEM DE GELECEĞİNİZİ KORUMA ALTINA ALIN


''Mal canın yongasıdır'' derler. Türk İnsanı olarak bu ata sözünü öyle benimsemişiz ki, arabamızı evimizi, i padimizi, hatta cep telefonumuzu bile minicik bir çizikten bile sakınıyoruz. Peki ya geleceğimizi?
İşte bu soruyla yola çıkan bir grup hayırsever, i pad, notebook, tablet, akıllı telefon ve buna benzer cihazları koruma altına alan, kişiye özel kılıflar tasarlayıp elde ettikleri geliri, yetim kalmış çocuklarına iyi bir eğitim sağlamak amacıyla çalışan annelerle paylaşıyor.

Sleeveworld ya da Türkçe ismiyle Kılıf Dünyası'nın çeşitli ürünleri var. İstediğiniz kılıfı kendi belirleyeceğiniz stille, resimle hatta nüfüs kağıdı görünümüyle bile özelleştirebiliyorsunuz. Kılıf malzemeleri aynı zamanda çevre dostu geri dönüşüm malzemelerle üretiliyor.


Farkınızı ortaya koyacak bu kılıfları   https://www.facebook.com/sevcan.alanyurt üzerinden  ya da  www.sleeveworld.com  adreslerinden sipariş edebilirsiniz. Bu linklere hayat terazisi bloğunun yanında bulunan sleeveworld logosuna tıklayarak kolayca ulaşmanızı sağladım. Sizin de gönlünüz yardımsever ve genişse, yetim çocuklarımızın eğitimine bir katkıda bulunmak için bu ürünlerden tercih etmenizi öneririm.







10 Ekim 2014 Cuma

HONDA PCX 150 ALTIBİN KM İZLENİMLERİ


Geçtiğimiz Temmuz Ayı'nda, Türkiye'ye sınırlı sayıda gelen, piyasadaki en yakışıklı scooter Honda PCX sahibi olma fırsatını elde ettim. Üç ayda toplam 6000 km yol yaptım. İzlenimlerimi size de aktarmak istiyorum.




Bu scooterı daha önceki modellerden ayıran en önemli özellik, ön tarafta ve arkada kullanılan led ışıklandırma sistemi olmuş. Tasarıma katkıda bulunan, fonksiyonel yapıyı daha da kuvvetlendiren, koltuktaki sürücü ve artçı arasında bulunan çıkıntının koltuğun alt kısmına yerleştirilmesi. Bu sayede daha önceki modellerde artçı yolcuyu rahatsız eden yapı ortadan kalkmış. Daha önceki yıllara ait modellerde bulunan kısa ön siperlik yerine daha uzun bir cam kullanılarak şık bir görünüm elde edilmiş ve ön rüzgara karşı direnç arttırılmış.

150 cc lik 13.6 hp güç elde eden su soğutmalı motor ile donatılmış scooter son derece rahat kullanılıyor. Yazılım güncellemesi ile 2014 öncesi 125 cc PCX ler ile hemen hemen aynı yakıtı tüketmesi motorun son derece verimli olduğunun göstergesi. 100 km de minimum 1.8 litre maximum 2.2 litre benzin tüketiyor. Son sürati hava ve yol şartları, katettiğiniz yolun uzunluğu ile değişebiliyor. Örneğin kısa mesafelerde kullandığınızda ( tek marşla 50 km ve altı) devir kesici 115-120 km hızda devreye giriyor. Tek marşta 50 km nin üzerinde yol katettiğnizde gene rüzgar ve yol şartlarına bağlı olarak, devir kesici 130-140 km arasında devreye giriyor.

Rodaj dönemi ilk 1000 km de hiç tam gaz yapmamanız ve 80-90 km hızın üzerine çıkmamanız motorun rodaj sonrası performansını farkedilir dercede arttırıyor. Üç ay içerisinde 6000 km ye gelen scooterımla en fazla 132 km sürate çıktığımı söylemek isterim ki bu sürat gerek şehiriçi gerekse şehir dışı sürüşlerinde oldukça başarılı. Daha önce PCX kullanıcılarından aldığım bilgiler lastiklerin yağmurlu havalarda çok kaydığı şeklindeydi ancak abartılacak birşey yok. Araç her iki tekerlekli cihazın yağışta kayacağı minimum seviyelerde. Dikkat edilmesi gereken en önemli durum kuru zeminden ıslak zeminlere geçişin olduğu virjlar ve metal logar kapakları.

Scooterda önceki modellere nazaran amortisörler biraz daha geliştirilmiş. Ön amortisörler sarsıntıyı daha az hissettiriyor. 75 cm uzunluğa sahip arka amortisörler sürücü için yeterli, artçı alındığında ağırlık arttığı için sertleşiyor ve yerdeki çıkıntılar daha fazla hissediliyor.

Bagaja ulaşıldığında, selenin birden bire kapanması gibi bir sorun artık bu yeni modelde yok. Sele iki kademeli oduğu için yarı açık pozisyonda takılı kalarak el sıkışması gibi yaralanmakara son verilmiş. Bagaj bölümündeki tek dez avantaj aydınlatma lambasının olmayışı.

Kadran son derece şık ve okunaklı. Güven hissi veriyor. Kilometre sayacının ortasında, saat ve yol bilgisayarı konumlandırılmış. Ekranda 1lt yakıtla gidilen ortalama uzaklık ya da 100 km de kaç litre tüketim olduğu bilgisi arasında geçiş yapılabiliyor. Yakıt göstergesi, toplam geçilen mesafe, günlük mesafe bilgileri bu ekranda mevcut.

Arkada kampana fren olmasına rağmen combi brake sayesinde duruşlar son derece güvenli ve kusursuz. ESP Akıllı aktarım sayesinde motorsiklet çizgisini korumayı başarıyor. Gaz keserek girdiğiniz virajlarda yaşanan çizgi sapması gaza hafif bir dokunuşunuzla stabilize oluyor.

İlk kez sahibi olduğum scooter, genelde son derece başarılı.130kg lik hafif sayılabilecek ağırlığına rağmen rüzgar direnci gayet yerinde. Bu scooter ı uygun fiyatı güvenliği ve konforu açısından herkese  tavsiye ederim. Yakıt  ve zaman tasarrufu da cabası. Teknik servis ücretleri gayet uygun.

1000 km rodaj sonrası 35 TL  4000 km bakımı 120 TL ye mal oluyor. (Temmuz 2014-Ağustos 2014)

6000 km ye gelen scooterımda önemli hiçbir sorun yaşamadım. 1500 km de direksiyon kilidiyle devreye giren otomatik marş kapağının bir iki kere takıldığını gördükten sonra, ilgili bölgeyi temizledim ve sorun ortadan kalktı.

Sorularınızı seve seve yanıtlayacağımı belirterek yazıma son veriyorum. Keyifli seyirler.


21 Aralık 2012 Cuma

Salcano Easy Lux ile 11 km

Çarşamba akşamları, arabamla 2 saat 10 dakikada gidebildiğim Bakırköy-Koşuyolu hattını 1 saat 10 dakikaya indirebildim. Nasıl mı? Salcano Easy Lux 20 inch katlanır bisikletimle.

Öncelikle, havalar yağışlı gittiği için önyargıyla başladığım yolculuğumun son derece keyifli geçtiğini söylemek isterim. Full koruyucu kıyafetler kullanarak hiçbir şekilde üşüme ve ıslanma yaşamadım. Trafiğin sık sık tıkandığı düşünülürse araçların yanından saatte 10-15 km süratle geçmek gayet zevkli.

Saat 18:30 da yola çıktım. İncirli den İDO Bakırköy İskelesi'ne kadar 3.2 km yol katettikten sonra 18:45 de  bisikletimi katlayarak gişeden geçtim. Bakırköy İskelesi'nde güvenlik tarafından ilgiyle karşılandım, yardım gördüm çok teşekkürler. Bisiklet katlanır halde olduğu için bisikletime bir ücret ödemedim. 19:00 da denizotobüsüne bindim. 19:20 de Kadıköy İskelesi'nde indim. Kadıköy İskelesi Koşuyolu Parkı arasında yoğun tarfikte pedal çevirdim. Kendimi hiç zorlamadan bir marketten alışverişimi yapıp birşeyler atıştırdım. Sonuç olarak 19:40 da Koşuyolu'na vardım.

Şimdi 20 inch tekerlekli folding Salcano'ya neden Lux dendiğini anladım. Kış şartlarında bile zorlanmadan kullanabiliyorsunuz. Yaz aylarında bir t-shirt bir short ile dolaşmayı iple çekiyorum.

KARŞILAŞTIRMA.

Araba ile Bakırköy Koşuyolu- bisikletle Bakırköy Koşuyolu farkı:

Araba ile:

Süre 2 saat 10 dakika.

Trafikte dur kalk ortalama 8.5 litre benzin tüketerek gidiş geliş 54 km de 22 TL
Boğaziçi Köprüsünden geçiş ücreti 4,20 TL
Aracınıza park bulamazsanız İspark ücreti 5 TL
TOPLAM: 31,20 TL (En düşük otoparksız 26.20 TL)

Bisiklet ile:

Süre 1 saat 10 dakika.

Benzin tüketimi yok. Yakılan kalori 400kcal.
Vücudunuzdan atılan karbonmonoksit oranı 0.70 kg.
Deniz otobüsü gidiş dönüş 5.20*2=10,40TL Kadıköyden bisikletime katlanır olduğu halde alınan 3 TL

TOPLAM: 13,40 TL ve kazanılan bir sağlık.


ARABADAN İN BİSİKLETE BİN-TRAFİK SORUNUNA KESİN ÇÖZÜM.









23 Mayıs 2012 Çarşamba

Zaman akıp gidiyor...

Zaman dediğin nedir ki?
Bir insan icadı.
24 saat.
60 dakika.
100 salise.

Akıp gidiyor işte. Ne garip. Önce saati bulan insan, şimdi zamanı durdurmanın peşinde. Işık hızına çıkılırsa zaman dururmuş. Zaman zaten durduğu yerde duruyor. Nereye gidiyor ki. Değişen yüzler, fikirler, çevre durduramazsınız...

Ne zaman yazacaksın?
Boşladın mı Hayat Terazisi'ni?
İki ay oldu yazmadın. Üç ay doldu yazmadın. Ne yazdın?

Duruyor işte burada zaman. Duruyor Hayat Terazisi. Bazen denge bozuluyor. Klonlamaymış. Genetiği değiştirilmiş meyve sebzeymiş. Arılar nerede? Arılar bitince kıyamet kopacakmış. Nerede? Burada. Dinazorlar neden yok olmuş? Meteor mu çarpmış? Nerede? Burada.

Kıyamet de burada, cennet de cehennem de. Değişen ne? Terazinin ayarı. Bugün bizi tartar, yarın başka bir canlıyı. Ağır gelince salar kefesini düşersin. Ne zaman kalır. Ne düzen kalır. Zaman durur...

18 Nisan 2012 Çarşamba

Ne Ekersen Onu Biçersin


Geleceğe umutla mı bakmaktayız? Ülkemizde ve dünyada insanlar kendilerini güvende hissediyorlar mı? Kendine güvenmekten bahsetmiyorum. İstikbalimizi garanti altına almaktan bahsediyorum.

İnsanoğlu varolduğu andan itibaren kendisini koruma ve geleceğini kendi kanından insanlara teslim etme içgüdüsü ile yaşamıştır. Bu içgüdü, yükselme isteği, doğaya ve dolayısıyla insanoğluna pek faydalı olmamıştır. Sığınma iç güdüsü ile yapılan ahşap yapılar ormanlara, yükselme ve statü kaygısıyla alınan lüks evler doğaya geri dönüşü olmayan tahribatlar vermiştir.

Daha iyisine, daha lüksüne sahip olma ve kanından olan nesillere daha güzel olanaklar sunma hırsı ile para kaygısı ortaya çıkmıştır. Daha fazla para kazanma dürtüsü ile statülere bağlanılmış, sanal olanaklar ve roller uydurulmuştur. Bu rollere bürünülerek yaşanılan hayatları korumak için tarih boyunca nice savaşlar yapılmıştır. Sonuçta çekişmeler, psikolojik gerilimler savaşlar insanoğluna kazançtan çok zarar getirmiştir.

Günümüzde insanlar hayırlı evlatlar yetiştirme uğruna, büründükleri role sığınarak ne kalpler kırıyorlar hesabı yapılamaz. İşyerlerinde yaşatılan ve yaşanılan stresler, üstünlük kurma mücadelesi, nice insanın akıl sağlığını alıp götürüyor hiç hesabı yapılmış mı? Bugün rolümüze bürünerek, daha fazla kazanma hırsıyla yaşattığımız kaygılar sürekli artmakta. Gelecek kaygısı bu kaygan zemin üzerinde sürekli sallanmakta. Bugün evlatlarımız için kırdığımız kalpler yarın evlatlarımızdan daha tecrübeli ve daha katı kalpler olmayacaklar mı? Bugün kendi soyumuzu yürütmek için kullanıp bir kenara fırlattığımız  insanlar yarın evlatlarımızın başında patron olmayacaklar mı?

Sevgi tohumları yerine, kaygılar, korkular, umutsuzluklar ekersek hasadını yeni nesiller toplayacak... Bunu bilip yaşarsak geleceğe daha umutlu bakacağımız kanısındayım.

Bu yazıyı, beni dürüstlükle, insanları kırmamaya çalışarak, hırsları uğruna kimseyi üzmeden, doğrudürüst yetiştiren anne-babama ve evlatlarını bu şekilde yetiştiren ailelere armağan ediyorum.

Sevgi tohumlarınız yeşerdi. Kökümüz toprakta sağlam. Ayrık otları bize zarar veremez. Teşekkürler.

19 Mart 2012 Pazartesi

ÇANAKKALE GEÇİLMEZ

18 MART ÇANAKKALE ZAFERİ

Dün Çanakkale Zaferi'nin yıldönümüydü ama Nevruz Kutlamaları gündeme damgasını vurdu. Ne yani Nevruz ile 18 Mart birlikte kutlanamaz mıydı? İkisi de Milletimiz'in coşkusu değil mi? Nevruz kutlamaları yasaklandı. Barikatlar kuruldu. 18 Mart Coşkusu lekelendi.

Yasakları koyanlar. Dış güçlerin piyonları. Hala anlamadılar.

''ÇANAKKALE GEÇİLMEZ'' Diyoruz. Bunu boş kafanıza sokun!

18 Mart 2012 Pazar

Bravo Tuncay

Filmlerde, yabancı dizilerde ve hayatta Hristiyanlık adına birçok hareket yapılıyor. Bir nevi gizli reklam diyebiliriz.

Filmde biri ölür, herkes en iyi siyah takımlarını giyer. Pırıl pırıl bir cenaze töreni. Futbolcu sahaya çıkar, elini saha çimine sürdükten sonra inancına göre istavroz çıkarırırken kameralara görüntülenir. Pazar günü büyüklü küçüklü kiliseye gidilir, dualar edilir, koro ilahiler söyler. Düğünler kilisede başlar.

İslam Dini en son gelen dindir. Yani en güncel en modern olanı. Peki İslamiyet'e inananlar dinlerini yeterince tanıtabiliiyorlar mı? Tabi ki hayır. İslamiyet'de gösteriş yoktur. Kul ile Allah arasına kimse giremez. Asıl neden bu olabilir.

Geçtiğimiz günlerde, İngiltere'de Tottenham ve Bolton arasındaki maçta, Fabrice Muamba, 36.000 kişinin önünde kalp krizi geçirerek yeşil zemine yığıldı. O anda sanki Dünya durdu. Sahada çıt çıkmadı. Herkes inancına göre duasını etti. Boltonlu futbolcuya yerde müdahale edilirken, Milli Oyucumuz Tuncay Şanlı objektiflere ellerini açmış dua ederken yansıdı. Eminim ki temiz kalbi ile ellerini açarak Allah'a dua etti. Kendisi'ne, geçmişte Beşiktaş'a attığı golllerden buna rağmen Şampiyonlar Liginde de kaçırdığı gollerden dolayı, pek sıcak bakmamışımdır. Bu son hareketi beni çok duygulandırdı. Tebrikler Tuncay.



Sahadaki ve belkide ekran başındaki seyircilerin içten duaları kabul oldu diye düşünüyorum. Muamba hayatta ve tedavi görüyor. Dualarımız hala onunla. Allah karşısında, din, dil, ırk farkı yoktur. Allah tektir. Herkesin Allah'ı farklı sıfatlarla anılsa bile birdir. Tanrı sevgisine ulaşmak için kullanılan yollar farklı olabilir. Amaç aynıdır.
Bravo Tuncay.

17 Mart 2012 Cumartesi

Hasankeyf Taşınmak istemiyor

Herkes Hasankeyf'i konuşuyor şimdi konuşma sırası Hasankeyflilerde..

Doğa Derneği uzmanları ve araştırmacı Ebru Işıklı sordu Hasankeyfliler yanıt verdi; Hasankeyfliler baraj hakkında ne düşünüyor? Taşınmak istiyorlar mı? Ne kadar gelirleri var? Onları nasıl bir gelecek bekliyor? Tüm bu sorulara Hasankeyflilerin yanıtı var...

Uzman Ebru Işıklı'nın hazırladığı araştırma ile, 357 ev ve işyerinde yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Hasankeyflilerin yaklaşık yüzde 70'inin, 11 bin yıllık geçmişe sahip Hasankeyf'i bırakarak DSİ köyüne gitmek istemediği ortaya çıktı.

Hasankeyfliler, Ilısu Barajı yüzünden tarihi geçmişlerini bırakıp DSİ tarafından yapılan köye gitmek istemiyor; Kapadokya gibi UNESCO Dünya Mirası olup tarihlerini yaşatmak istiyor.

Doğa Derneği tarafından Dünya Nehirler Günü'nde Hasankeyf'te gerçekleştirilen basın toplantısı ile açıklanan araştırma, Hasankeyflilerin kendi yörelerindeki kültürel ve doğal mirasa derin bir bağlılık beslediklerini ve kendilerini burada yaşama hakkından mahrum bırakılmış hissettiklerini ortaya koyuyor. Araştırma, taşınmaya zorlanmalarının Hasankeyf halkı üzerinde ciddi psikolojik ve sosyal etkileri olacağını gösteriyor.

Yeni köydeki evin borcunu kim ödeyecek?

Anket çalışması yapılan halkın yarısından fazlasının aylık geliri asgari ücretin altında. Öyle ki Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 20'si aylık 300 TL civarında gelirle hayatta kalma savaşı veriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 70'i, DSİ köyündeki evlerin borcunu ödemek konusunda çaresizlik içerisinde olduklarını belirtiyor. Hasankeyf halkının yaklaşık yüzde 30'u ise zorla evlerinden çıkarıldıklarında nereye gidecekleri hakkında herhangi bir fikre sahip değil.

Araştırmaya katılanlardan Hasankeyf'ten gitmek isteyenlerin oranı yüzde 21, bunun nedeni ise işsizlik ve ev koşullarının çok kötü durumda olması. Ilısu barajıyla yok edilmek istenen Hasankeyf'in 1'inci dereceden arkeolojik SİT alanı olması nedeniyle deyim yerindeyse halkın evine çivi çakması dahi yasak. Bu nedenle Hasankeyflilerin yüzde 10'u mutfağı olmadan yüzde 45'i de tuvaleti dışarıda olan evlerde kötü koşullarda yaşamaya zorlanmış durumda.

Araştırma ile ortaya çıkan bir diğer sonuç ise, Bakan Eroğlu'nun "Barajdan sonra daha fazla turist gelecek" sözlerine inanların oranı sadece yüzde 13.

"Hasankeyf dünya mirasıdır yok edilemez"

Dünyanın en tartışmalı baraj projelerinden biri olan Ilısu, 310 kilometre karelik bir alanı sular altında bırakacak ve uluslararası öneme sahip bir kültür ve doğa mirasını yok edecek. Oysa bu alan UNESCO'nun 10 Dünya Mirası kriterinden 9'unu birden sağlayan dünya üzerindeki tek yer.
Doğa Derneği Bülteni'nden
Lütfen ziyaret ediniz:  http://www.dogadernegi.org/

YORUMSUZ….


Başbakan Recep Tayip Erdoğan, Esenyurt’ta bir AVM inşaatında işçi çadırlarında çıkan yangında 11 kişinin hayatanı kaybetmesiyle ilgili bir açıklama yapmış.  Açıklamasının bir bölümünde “…birfirma yatırım yaparken her masrafı yapıyor ve iş güvenliğini en ideal düzeyde sağlıyor. Bir diğeri güvenlik tedbirlerinden kısıyor, son saatlerde sigorta yapılıyor düşünebiliyor musunuz. Çocuk çalıştırılıyor…Burada aleni birhırsızlık olduğunu görmemiz için sadece yasalara ihtiyacımız yok…” ve deam ediyor….
ÇOCUK ÇALIŞTIRILIYOR…
Diyor….
                                                                       *******
Geçtiğmiz günlerde, Hükümet eğitim sistemini baştan sonaddeğiştirecek bir yasa tasarısını Meclise sunmuştu…
Bu tasarının bir maddesinde çıraklık yaşının 14’ten 11’e indirilmesi ile ilgili bir bölüm vardı…
Daha sonra, gelen tepkileri değerlendiren bakanlık bu bölümü tasarıdan çıkardı….
                                                                       *********

11 yaşındaki bir insan çocuk sayılmıyor muydu???
Bu insan çıraklık yaparken çocuk yaşta olmuyor muydu???

15 Mart 2012 Perşembe

Helenizm Tehlike Altında

Yunanistan'daki ekonomik krizin ardından, yardım paketini sıkı pazarlıklar sonucu veren Avrupa Birliği, müze ödeneklerini azaltınca komşu ülkedeki birçok müze kapanmak zorunda kaldı.

Yunanistan Hükümeti yardım paketini almak için geçtiğimiz yılın son altı ayında, müze ve örenyerlerinin ödeneklerini kısıtladı. Ödeneklerin azaltılmasıyla, ikibin müze ve örenyeri çalışanı işten çıkarıldı. Açıkhava müzelerindeki en büyük problem güvenlik olunca, bir çok müze halka kapatılarak depo haline getirildi.

2012 içerisisinde onbeşbin kültür işçisinin ilişikleri kesilecek. Yunanistan'ın asıl gelir kaynağı turizmin can damarı kültür turizmine  aldığı bu darbe uzun süre toparlanmasını engelleyebilir. Avrupa Birliği'nin Yunanistan üzerinde uyguladığı ekonomik önlemler ne derece mantıklı tartışılıyor. Yunanistan'daki arkeolog ve sanatseverler, Avrupa Birliği'nin ve Yunan Hükümetinin, Helen Uygarlığına ve Yunan Turizmi'ne büyük darbe vurduğuna inanıyorlar.


Durum çok üzücü bir hal alabilir. Helen uygarlığına ait birçok eser hırsızlık ve yokolma tehtidi altında. Ödeneklerin kesilmesi sonucu kapatılan müzeler ve açıkhava müzeleri, gelir elde edemeyince Yunan Hükümeti'nin nasıl hareket edeceği merak konusu. Gücünü Helen Uygarlığı'ndan alan Avrupa Birliği'nin bu eserleri yok pahasına satın alma projesi olduğu söylentisi şimdiden yayıldı. Tarihi eser kaçkçıları şimdiden ellerini kavuşturmaya başladı.

13 Mart 2012 Salı

Ta​sarım Harikası Tacs Türkiye'de


Tasarım meraklısı gençlere ve kendini her zaman genç hissedenlere
müjde! Zar, sabun, kamera objektifi, plak gibi günlük yaşamamımızda
kullandığımız objelerden esinlenerek yaratılan tasarım harikası TACS,
yepyeni modelleri ve sıra dışı tasarımlarıyla Konyalı Saat mağazalarında
satışa sunuluyor.

Çevremizde gördüğümüz her obje kimi zaman bir saat tasarımcısının usta ellerinden
çıkarak eşsiz bir saate dönüşebiliyor. Biraz gözlem biraz yaratıcılık kişisel zevklere
hitap edecek saatlerin tasarlanmasına yardımcı oluyor. Japon saat markası TACS de
bu ilkeden hareket ederek eşsiz tasarımlarını meydana getiriyor.
TACS saat koleksiyonu tasarımcılarının farklı tecrübelerinin izlerini taşıyor. Kişisel
yaşam tarzlarının yansıtılması amacıyla tasarlanan TACS modelleri, kimi zaman bir
kamera objektifinden kimi zaman da bir sabundan ilham alınarak oluşturuluyor.
Hem kadın hem de erkek modellerinin bulunduğu TACS, yaşam tarzını saatine de
yansıtmak isteyen herkese hitap ediyor.
Her saat farklı bir hikayeye sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Kimi model bir su
damlasından esinlenerek tasarlanırken kimi model de bir plaktan esinlenerek
tasarlanıyor.
Türkiye’de Ocak ayından itibaren Konyalı Saat mağazalarında satışa sunulan
TACS, Hong Kong ve Japonya’da olduğu gibi Avrupa’da da hızla yayılıyor. TACS’in
Türkiye’deki saat pazarına farklı bir soluk getireceğini aktaran Konyalı Saat
Perakendeden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Barbaros Yücesoy, TACS ile Konyalı
Saat mağazalarında tasarım ürünlerin çeşitliğinin artırıldığını belirtiyor ve ekliyor; “
TACS özellikle Uzak Doğu’da gençler arasında çok popüler olan bir marka. Avrupa
pazarına yeni girmesine rağmen orada da çok ilgi çekti. Türkiye de genç nüfusu
fazla olan bir ülke, dolayısıyla ürünlerin burada da çok rağbet göreceğine inanıyoruz.
Ayrıca TACS markası ile Konyalı Saat mağazalarımızdaki saat modellerinin tasarım
yönünü de güçlendireceğiz.”

Bir ayda 1622 önizleme

 Teşekkürler,
Türkiye , Almanya, Rusya, ABD, Ukrayna, Filipinler, Malezya
Bir ayda 1622 önizlemeye ulaştık. Şahsım ve arkadaşlarım adına herkese teşekkür ediyorum. Birlikte daha iyiye, hayatı tartarak daha güzele ulaşacağız...

11 Mart 2012 Pazar

''Kahrolsun Faşizm''

Türkiye Cumhuriyeti'ni bu kadar küçük düşüren, bu kadar alçaltan ve Atatürk'ün kemiklerini bu kadar sızlatan Milletvekili bir araya hiç bir zaman gelemez!

Bugün 4+4+4 eğitim savaşı yaşandı. Rezillik. CHP Milletvekilleri komisyon toplantısı sırasında ''Kahrolsun Faşizm'' sloganları attı. Bakın arkadaşlar, ister kabul edin ister etmeyin, ister AK Parti'ye oy vermiş olun ister CHP'ye, ister farklı bir partiye. Bu rezil vekillerini bizler seçtik. Artık uyanma zamanı gelmedi mi? Burada hiçbir zümreyi, hiçbir partiyi, hiçbir ırkı temsil etmiyorum. Burada Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak yazıyorum.

Türk Eğitim Sistemi'ni, Türkiye'nin geleceğini 31 dakikaya gömdünüz. Orada bulunan, bütün partilerin rezil vekillerine sesleniyorum. O kararnameyi oylayarak kabul eden, ya da karşı gelen tüm rezil vekiller. Olayı buraya siz getirdiniz. Bugüne kadar çıkar çatışmalarınıza, rant kavgalarınıza, dini kullanmanıza, Atatürk'ü kalkan yapmanıza ses çıkarmadık. Size ayna tuttuk. Sizi seçtik.

Türk Milleti artık uyan! Savaştayız! Memleketi içten satıyorlar. Irklarımızı alçaltıyorlar. Kültürümüzü siliyorlar. Savaştayız! Kürt Kardeşim, Efe Ağabeyim, Laz Biraderim, Alevi Sünni Din Kardeşlerim, Rum komşum, Hristiyanı Yahudisi nasıl savaştık Çanakkale'de? Nasıl omuz omuza verdik Doğu Cephesi'nde, düşmanı yurttan attık. Artık kafa kafaya verelim çıkaralım rezil vekilleri Yüce Meclis'ten. Toprak bizim toprağımız. Meclis bizim. Uyan artık uyan! Sahip çıkalım bu memleket hepimize yeter.

''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE''




10 Mart 2012 Cumartesi

EMNİYET ŞERİDİ KEYFİ DEĞİLDİR !!!!!!!!!


Daha önce de defalarca gördüğüm, yine dün akşam İstanbul-Sakarya arasında araçla yaptığım seyahat neticesinde emniyet şeridinin keyfi olarak kullanıldığı durumları -bildiğimiz halde- duyurmak istiyorum.

Yoğun şehir hayatında acil durumlarda ulaşımı mümkün olduğunca hızlı sağlamak için yapılan düzenlemelerden biri emniyet şerididir. Nitekim 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 47.maddesinin c bendi gereği "yer işaretlemeleri ile belirtilen ve gösterilen hususlara uymak zorunludur" denilmektedir.

Büyük şehirler, nüfus yoğunluğu, trafik keşmekeşi birbirinden ayırt edilemeyen kavramlardır. Yaşam değiştiği için insanlar artık büyük şehirlerde yaşamaktadırlar. Daha iyi bir yaşam için verilen hayat mücadelesine trafik çilesi de eklenince olumsuzluklar artıyor.

Trafik hayatını düzenlemekle görevli insanlar, varolan imkanlara göre yeni çözümler bulup, teoride olumlu sonuçlar verdiği düşünülen çözümlerin, pratik hayatta aynı sonucu vermediği açıkça görülmektedir. Sorunun büyük bir kısmının biz sürücülerde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu iyileştirmelerin başında emniyet şeridi geliyor. Emniyet şeridi yeni birşey değil. Ancak yeni olan emniyet şeridinin EDS isimli sistemle denetleniyor olması. Amaç emniyet şeridine girenleri tespit edip cezalandırmaktır. Emniyet şeridinin çok basit bir görevi var. Aracı bozulan sürücü aracını trafiği tehlikeye sokmayacak şekilde bu şeride çeker. Daha önemlisi trafikte geçiş üstünlüğü bulunan araçların da kullanımı içindir. Geçiş üstünlüğü bulunan araçlar ne diyen merak eden varsa, bunların ambulans,itfaiye ve polis olduğu pek tabiidir. Ortak noktaları nedir derseniz "insan hayatıdır" diyebiliriz.

Sabah ve akşam saatlerinde genelde şehir hayatının trafiği oldukça yoğundur. Ancak İstanbul gibi mega şehirlerde trafik yoğunluğu 24 saat devam eder. Tarfik bilgisinden her zaman bihaber olduk. Sürücü ehliyetlerinin ne şartlarda alındığı da malum. Bu yüzden bizde hiçbir zaman trafik kültürü oluşmamıştır. Acil bir hastanın ambulans içerisinde hastaneye en hızlı yoldan yetişmesi veya o ambulansın ilk önce hastaneye varması için emniyet şeridinin önemi daha da öne çıkıyor. Aynı şekilde itfaiye araçlarının yangın yerine çabuk ulaşıp müdahalede bulunması da çok önemli. Keza polis otoları için de aynı durum sözkonusu. Yaşadığımız çağda saniyelerin bile büyük önem arz ettiği, insan hayatını kurtarmada ne kadar fark yarattığı ortada. Yapılan tüm iyileştirmelerin insan hayatına yönelik olduğunu unutmamaılıyız. Biz sürücüler ise sıkışık trafikten kaçmak için hiç utanmadan emniyet şeridine girmekten çekinmiyoruz. Var olan yoğun trafiği bu şekilde daha da sıkıştırdığımızın aslında hiç farkında değiliz. Emniyet şeridine giren bir araç eninde sonunda 1 km sonra bile olsa normal şeride girmek zorunda kalacaktır. Bu da trafiğin daha da şişmesine neden olacaktır. Bizim sebep olduğumuz trafik sıkışıklığından dolayı muhtemel kaybedebilecek bir insan olabileceğini nedense düşünmüyoruz. Bu arada "benim başıma gelmez" diye düşünenler de olabilir. O ambulans, o itfaiye ve o polis aracı sizin hayatınız için o an seferber olabilir. Çuvaldızı başkasına batırıken iğneyi de kendimize batırmayı hiçbir zaman ihmal etmeyelim.
       
BİRAZ İNSANLIĞINIZ VARSA LÜTFEN ARTIK EMNİYET ŞERİDİNİ KULLANMAYALIM

9 Mart 2012 Cuma

Femen Başımızın Tacı

Dünya Kadınlar Günü'nde Sultan Ahmet Meydanı'nda, kadına şiddeti protesto eden Ukraynalı Femen Grubu gözaltına alınarak, sınır dışı edildi.

Yorum:
Bence sınır dışı edilen bu bayanlar, baş tacı edilmeliydi. Neden mi? Böyle bir protestoyu. Her yıl yüzlerce kadının öldürüldüğü, onbinlerce kadının yüzbinlerce kez dövüldüğü, Türkiye'de yapmaları bizim için bir lütuftur. Kendilerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde ülkemizi tercih ettikleri için teşekkür ediyorum.

Dün bu haberi televizyonda izlerken şok geçirdim. Görütüler esnasında protestocuların çıplaklığı beni en ufak bir şekilde enterese etmezken, bazı Türk Kadınları'nın çıplaklığı kınadığını gördüm. Yapılan röpörtajlarda ''Protestolarını anlıyorum ama çıplak olmaları gerekir miydi?'' yorumunu yapan bazı bayanlara resmen gıcık oldum. Bence bu yorumu yapanların beyinleri çıplak. Protestocular, vücütlarına darp izini andıran bir makyaj yapmışlardı. Siz Türkiye'de erkeğin şiddetine maruz kalarak vücüdundaki yara bere izlerini elbiseleriyle, fularları ile örten kaç kadın var biliyor musunuz? Bence protesto da tam yerindeydi, çıplaklık da. Bu Ukraynalı cesur bayanları ve Femen Grubunu tebrik ediyorum Bir erkek olarak eylemlerinizi destekliyorum.





iOS 5.1 YAYINLANDI

"Yeni iPad" ile tablet piyasasındaki yerini güçlendirmek için çok önemli bir hamle yapan Apple, "dünyanın en iyi mobil işletim sistemi" dediği iOS'in yeni sürümü 5.1'i yayınladı.

Başta Siri'ye Japonca desteği olmak üzere birçok iyileştirme ve hata düzeltmelerini içeren iOS 5.1'in öne çıkan özellikleri şöyle;

• Siri için Japonca dil desteği (hizmetin ilk kullanıma sunulması sırasında kullanılabilirlik sınırlı olabilir)
• Fotoğraflar artık Fotoğraf Yayını’ndan silinebilir
• Kamera kestirmesi artık iPhone 4S, iPhone 4, iPhone 3GS ve iPod touch (4. nesil) kilitli ekranlarında her zaman görünür
• Kameranın yüz algılaması artık algılanan yüzlerin tümünü vurgular
• iPad için yeniden tasarlanmış Kamera uygulaması
• iTunes Match aboneleri için Genius Karmaları ve Genius listeleri
• iPad’de TV şovlarının ve filmlerin sesi, daha yüksek ve daha net olacak şekilde en iyi duruma getirilmiştir
• iPad’de çalma/oynatma hızı ve 30 saniye geriye sarma için Podcast denetimleri
• Pil ömrünü etkileyen hatalar giderilmiştir
• Yapılan aramalarda sesin ara sıra kesilmesine neden olan bir sorun düzeltilmiştir

8 Mart 2012 Perşembe

Kadın

KADINLAR GİTTİĞİNDE...


       
KADINLAR gittiklerinde arkalarında daha büyük boşluklar bırakırlar. 
Onlar bir gün çekip gittiklerinde, peşlerinde "yetim-öksüz" kalan çok olur: 
Mutfaktaki dolap, perdeler, kavanozun içindeki eski düğmeler, özenle
saklanmış küçülmüş giysiler, dolap diplerindeki kurdeleler... 
Sabah karanlığında mutfaktan gelen tıkırtılar susar, yetim kalmıştırtabaklar.
 
Bir kadın gittiğinde hep suyu unutulur saksıların. 
Sık sık boynunu büker "sarıkız".
 
O teki kalmış eski bardağın anlamını bilen olmaz, değerini kimse anlayamazkrom hac tasının.
 
Balkon artık sessizdir, koridor kimsesiz.  
Bir kadın gittiğinde... 
Bir kadın gittiğinde ne çok kişi gider aslında; bir ağır işçi, bir
temizlikçi, bir bakıcı, bir bahçıvan, bir muhasebeci... 
Bir anne gider... 
Bir dost... 
Bir arkadaş... 
Bir sevgili... 
Ne çok kişi yok olur bir kadın gittiğinde.  
Hep böyle olur; bir kadın gittiğinde; övgüler, uyarılar, yakınmalar,
dualar yetim kalır. 
Kapı eşiğindeki "Dikkat et..." duyulmaz, annesi gitmiştir "geç kalma"nın. 
Kadınlar, arkalarında büyük boşluklar bırakarak giderler. 
Bir kadın gittiğinde pek çok kişi gitmiştir aslında. Ve bir kadın
gittiğinde pek çok "yetim" bırakmıştır arkasında.