Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2020 Salı

Pugeout Django Yamaha X Max 125 PCX 125 Karşılaştırmaları Tercih Nedenleri


Tercih sebepleri farklı olsa da kullanıcı beklentilerini karşılama yönünde rakiplerine göre daha güçlü olan bu üç motosiklet modeli gerçekten incelenmeye değer. Benim şansım ise bu üç modeli de uzun süre kullanmış olmam.

HONDA PCX

İlk kullanmış olduğum PCX pratik, güvenilir ve sağlam bir sürüş imkanı sunuyor. Teknolojik yapısı motor, çekiş sistemi ve şasi yapısı üzerine geliştirilmiş. Sessiz bir sürüş deneyimi yaşatan bu model yakıt tasarrufunda da son derece başarılı. Benzini kokluyor derecesinde tüketiyor.

Modern dizaynı genelde genç sürücüleri cezbederken, hafifliği ve kullanım kolaylığı ilk motor olma özelliği ile PCX piyasadaki yerini almış. Modelde ABS olmaması ve TRW markatekerleklerinin ülkemiz asfaltına uymaması alıcısını bazı değişikliklere itmeye 2020  modelinde bile devam ediyor.  Bagaja bir ufak full face kask yanına küçük bir el çantası alabiliyor. On torpidoda çakmak girişi ve eldivenleriniz için yer mevcut.Yol tutuşu özellikle ıslak zeminlerde felaket derecesinde olduğu için lastik değişimi alıcısının cüzdanını hazırlaması gerektiği sinyalini veriyor. ESP sistemi gerçekten çok başarılı yol çizgisi dışına çıkmanız halinde panik yapmadan gaza tepki vermenizle motosikleti çizgisine geri getirebiliyorsunuz. Şehiriçinde çok kıvrak yoğun trafikte tam bir kurtarıcı. Amortisörler tek kullanımda konforlu iken artçılı kullanımlarda, kasisler adeta artçının kalçasına vuruyor. Arka tekerde disk bulunmaması da geleceğe fırlayacakmış gibi duran tasarımının altında geçmişten kopamayan bir utanç gibi.

PEUGEOT DJANGO

İkinci kullanmış olduğum ve retro tasarımı ile dikkat çeken Django ise konfor, stil ve keyif isteyenler için birebir. Benzin tüketimi ekonomik düzeyde. Keyifli sürüşü ve çeşitli görünüm seçenekleriyle kişiselleştirmeye uygun.


1950 lerden günümüze gelen Django, markasının ikonik bir modeli. Bu modelde gerek artçılı gerek artçısız sürüşlerde konfordan ödün vermiyorsunuz. Kasisler veya taş yollarda havada uçuyormuş hissine kapılabilirsiniz.CTS marka lastikleri ilk 500-1000 km lerde yola alışmakta zorluk çekerken genelde kullanıcı için değiştirilmesi şart gibi gözüken lastikler ilk 10 bin km idare edebiliyor. Pek de cüzdan dostu olmayan bu motosikletin bakım aralıkları düşük parçaları ve aksesuarları rakiplerinden pahalı. Bu nedenle hobi sürüşü isteyenler için ideal bir model. Dizaynı kullanıcı dostu, bu nedenle      bagajına orta boy full face kask yanında yağmurluk gibi ufak tefek eşyalarınızı koyabiliyorsunuz.       Torpidoda bir çakmaklık ve cep telefonunuz içn özel bir cep bile var. Şehiriçi kıvraklığı yeterli, ön ve arka disklerle fren performansı ve dengesi çok güçlü. SYM motoru kendini kanıtlamış ancak kronik egzos paslanması, arka jant kapağının belirli bir süre sonra düşmesi gibi ufak sorunları da yok değil.

YAMAHA X MAX 125                                                                                                                

Yüksek fiyatıyla tüketicilerine orada bir dur bakalım dedirten X max 125 pat diye tercih edilebilecek bir model değil. Düşünerek almanız gerekir.Teknolojik açıdan daha önceki modellerden çok üstün bir motosiklet.                                                                                                                                                


Modern tasarımı ve daha yırtıcı gözükmesiyle ünlü bu model, çift tekerde ABS, arka tekerde elektronik çekiş kontrolü gibi yolda sizi kurtaracak özelliklere sahip. Fabrika çıkışlı tekerlekler bilinen ve başarılı Michelin City Grip. Yakıt tüketimi cüssesine ve 172 kg lik ağırlığına rağmen çok başarılı.Geniş ve aydınlatma lambalı bagajı iki full face kask ve bir orta boy el çantası alabiliyor. Şehiriçi kıvraklığı önceki iki model kadar olmasa da uzun yolda konforlu yolculuklar sağlayabiliyor. Çift torpido gözünün çakmaklıklı olanı kilitli. Bu gözler yazlık eldivenler ve ufak tefek eşyalar için ideal. Kasislerde amortisörler yeterli olsa da Django kadar da konforlu değil. Arkada bulunan sinyal içlerinde normal lamba bulunması led tasarımını bozmuş.


KARŞILAŞTIRMA:                                                                                                                 

PCX de geleceğe fırlayacakmış gibi modelde hala ABS yok, arka fren mekanizması tambur. Lastiklerin değiştirilmesi şart. Ön cam alçak olduğu için hafif uzun sürüşlerde yüksek cama ihtiyaç var. Şehiriçinde kıvrak olduğundan trafiğe girmek zevkli. Bakım ve parçaları makul fiyatlı. Yakıt tüketimi inanılmaz düşük. Artçı almıyorsanız ve uzun sürüşlere fazla gitmiyorsanız sizin için ideal. Eşya taşıyorsanız küçük bir kuyruk bagajı gereksinim. Ticari kullanımlar için de kişisel kısa mesafelerde kullanıcılar için de alınabilir.                                                                                            

Django retro tasarımı ile dikkat çekici. Kişiselleştirilebilir olmasına rağmen aksesuarları cep yakıcı, bakımı rakiplerine göre pahalı. Gülü seven dikenine katlanır cinsten inanılmaz konforlu, şehiriçi yollarında uçan halı. Fren performansı çok iyi. Belirli bir kilometreden sonra lastikler değiştirilirse kaymak üzerinde bal. Park sorunu yok her kafe önüne parketmenize izin veriyor hatta tercih ediyor. Uzun yollarda bagaj şart. Şehiriçi arçılı bile dengeli ve kıvrak.  Egzos paslanmasına ve kronik         sorunlara çözüm bulacak hobi kullanıcılarına, şehiriçi için ikinci motora ihtiyaç duyanlar için kesin tercih sebebi.                                                                                                                                          
                          
X Max, ben uzun yola da giderim şehirde kıvrak değilim ama konforlu seyehat ettiririm diyen bir motosiklet. Bakım aralıkları uzun (3000kmde bir yağ kontrolü 6000km de bir bakım)  Bagajımı doldur doldurabilirsen ama tipim kimine göre çirkin kimine göre güzel. Problem çıkartmam ama aksesuarda can yakarım, fiyatım donanımıma göre ideal paran varsa gel de al. Tek iken kullanıcısını performansta üzmeyen artçı ile 125 cc lik motordan beklentinizi aşmayan bir model. Ben hergün işe gider gelirim. otobana da çıkarım uzuna da giderim diyenlerin tercihi.                                            






16 Haziran 2020 Salı

Kim Hangi Yamaha X Max'i tercih etmeli.

Bildiğiniz gibi, dövizdeki artışlar vergiler motosiklet fiyatlarını uçurmuş durumda. Corona virüs etkileri ile toplu taşımayı da kullanmak istemiyoruz. Bu süre zarfında 2017 de almış olduğum Yamaha X Max 125 cc motosikletimi daha sık kullanmak durumunda kaldım. Nihayetinde bu motor üzerinde 17000 km sürüş deneyimim oldu.

2017 de aldığım motosikletimle ilgili daha önce de bu blogda bir yazım mevcut. Onun dışında sizlere büyük ağabeyleri ile bir kıyaslama sunmak istedim.

Son zamanlarda, gerek benzin istasyonlarında gerekse yolda karşılaştığım meraklı gözler bana "Ağabey 300 mü" sorusunu yöneltiyorlar. "Hayır 125'lik" dediğimde tepkiler, "Ağabey ne yaptın ya bu paraya değer mi"şeklinde genişliyor. Maalesef Türkiye'de hala kullanım amacına değil parasına göre tercihler yapıyoruz.

Öncelikle x max serisinin seleflerindeki Honda PCX Forza ,SYM Cruisym, SYM fiddle gibi motosikletlerle karşılaştırılamayacak kadar üstün olduklarını söyleyebilirim.Yamaha X max ürün yelpazesi tamamen günlük kullanıma yönelik ileri teknoloji ve hafif sportif ulaşım aracı serisi. Bu araçlar motosikletten alacağınız keyfi de optimal düzeyde sağlamakta. Durum fiyat performans konusuna gelindiğinde ise donanım olarak tamamen aynı olan X Maxler'de hangisini tercih etmeliyim kısmı ön plana çıkıyor.

Hacim performansları:
125 cc lik bir motordan 10,5 kw 12 nm güç alabiliyorsunuz.
250 cc lik ortanca ağabey 16,8 kw 24,3 nm güç üretiyor.
300 cc lik ikinci büyük ağabey ise 20,6 kw 29 nm güç üretmekte.
Buradan şunu anlıyoruz, üretici firma hacim artışını 125-250-300 cc aralıklarında torktan yana kullanmış. Beygir gücü aynı oranda artmış olsaydı x max 125 cc teknolojisi 250 cc de 20,1kw, 300 cc de ise 25,2 kw olurdu ancak 250 cc ve 300 cc arasındaki 50 cc hacimdeki güç artışını gözardı etmemek lazım.

Yakıt performansları:

125 cc nin 100 km oralama yakıt tüketimi 2,7lt (Yamah Resmi Sitesi)
250 cc nin 100 km ortalama verisi Yamaha sayfasında yer almasa da 3,1lt (Kullanıcı Hesaplaması)
300 cc nin ise 100 km de ortalama tüketim verisi 3,2 (Yamaha Resmi Sitesi)

Hayat şartlarında ise ben 125 cc X max ile uzun yolda 2,5lt- 3lt arasında, şehiriçinde 2,1-2,5 lt arasında tüketirken, benzer kullanımımla 250 cc de uzun yolda 2,4-3,2 lt şehiriçinde 2,7-3,4 lt,
gene ben 300 cc ile uzun yolda 2,4-3lt şehiriçinde 2,8-3,4 lt yakıt tükettim.

2020 Haziran Fiyat durumları:

X max 125 ABS    31.750 TL
X max 250 ABS    35.900 TL
Maalesef vergi dilimi nedeniyle 300 cc ülkemize sıfır olarak gelmiyor ama az kullanılmışlarını 37.000 TL civarında bulabilirsiniz.

Tercih Konuları ve Öneriler: 

X Max Motosikletinizi tercih etmeden kullanım amaçlarını belirleyiniz.

Şehiriçi ağırlıklı mı kullanacaksınız   X Max 125 sizin aracınız. Artçınız da yoksa şehirdışı yolculuklarda 110-120 km aralığında konforlu bir şekilde seyehat edebilir 130 km son sürate erişebilirsiniz. Şehiriçi kullanımızda önemli derecede yakıt tasarrufu sağlar X Max konforu ve güveniliriliğinden ödün vermezsiniz. Cebinizden boşa bir kuruş bile çıkartmazsınız.

Şehiriçi ve Şehirdışı yolculuklarınız aynı oranda ise X Max 250 sizin aracınız. Şehiriçinde artçım var, şehirlerarası yollarda tek gidiyorsanız bu aracı seçebilirsiniz. Böylece yakıt tüketimimi şehirdışı yolculuklarınızı yaparken de düşük tutmuş ve en uygun performansı almış olursunuz. Şehiriçinde biraz fazla yaksanız da tüh keşke bir üst motoru tercih etseydim demezsiniz.

Şehiriçinde yüküm var, zaten uzun yolu da motosikletle yapmayı seviyorum diyorsanız X Max 300 sizin aracınız. Hafta sonları artçınızı alıp gönül rahatlığı ile şehirdışına kaçabileceğiniz, şehiriçinde az kullandığım için yakışına önem vermiyorum, zaten daha küçük hacimli alsam aynı yükle aynı yakıtı yakardım diyebileceğiniz motosiklet bu.

Umarım Yamaha'nın efsane serisi X Maxinizi tercih edrken yazım size yardımcı olur. Diğer markaların da bu yelpazeyi yakalaması umuduyla. Tekeriniz düz bassın.

20 Şubat 2016 Cumartesi

Moda denen garabet! Nevret YÜKSEL'in kaleminden.

Moda denen garabet!


Yaşadıklarımı hatırlayabildiğim zamanlar 60 yıl kadar öncesine dayanıyor... Yani 1955 gibi...
O zamanlar İstanbul bugünün orta boy bir kasabası kadar. Nüfus iki milyon bile değil.... Teknoloji yok. Buzdolabı 100 evden ya birinde, ya ikisinde var... Diğerlerinin lüksü bir tel dolaptan ibaret. Zengin sayılanlarınki boyalı, bizimkiler ise tahta... İçlerine ne mi konuyor? Bir iki günlük zeytin, biraz beyaz peynir, bir iki yumurta... Evleri çoğunda şehir suyu bağlı değil en yakın çeşme 100-150 metre uzaklıkta...Radyo bir mucize, lambalı... Açtığınızda yayın 2 dakika sonra geliyor... Önceden açmazsanız ajansı (günün haberleri) kaçırabiliyorsunuz... Yayın ise Ankara. İstanbul ve İzmir radyolarından ibaret.. Peki ne vardı o zamanlar derseniz herşeyden önce mutluluk vardı. Komşuluk vardı... Ev gezmeleri sohbetler vardı... Yazlık sinemalar vardı... Ve bütün bunlar bize yetip artıyordu...
Günümüzde her şey var... Tek eksiğimiz yukarıda saydıklarım...

Bir ayakkabıyı ayak numaramız değişinceye kadar giyerdik. Pantolon büyüklerimizden bize kalıyordu... Olsun... Bunlar da bize yetiyordu... Yeter ki yırtık ve kirli olmasın...

Altmışlı yılların ortalarında batıdan esen moda rüzgarı yurdu sarmaya başlıyordu... Yine de bu kadar renkli cafcaflı değildi ilk yıllar... Siyah-beyaz-gri-bordo ve kahverengi renkler hakimdi... Hiç unutmam 18 yaşımda Sirkeci'den çok heveslenip değişik diye taba rengi bir yelek almıştım ustam Etem Çalışkan ''Nereden buldun bu bok rengini?'' diye beni rencide edip kırmıştı... Mesela o yıllarda maksi palto modası başlamıştı... Konuştuğum kızı Şirinevler'e bırakıp dönerken semtin maçoları ''Maksiii...Maaksii'' diye peşime takıldılar, kendimi bir taksiye atarak dötü! kurtarmıştım...

Yetmişli yılların başında İspanyol paça pantolon modası sarıverdi ortalığı... O kadar abartıldı ki paça genişliği 40 santim olanlar vardı... Çalıştığım gazetedeki mesai arkadaşımız Mahir işi o kadar abartmıştı ki paça 45 santimdi... Mesai başlarken yanımdakilere ''Mahir 5 dakika sonra burada!'' diyordum, onlarda nereden anladın diye sorunca ''Paçası içeri girdi!!'' diye takılıyordum...

Gelelim günümüze... Slim fit gövdene yapışan gömlekler, ceketler... Ayağa yapışan pantolonlar... Renk cümbüşü giysiler...

İnsanoğlu öyle tuhaf bir yaratık ki... Bugün gardrobumuzda kalan biraz eski bir gömleği, pantolonu giyip aynanın karşısına geçtiğimizde kendimizi palyaço gibi hissediyoruz...

Uzatmayalım... Diyeceğim dünyayı bir tüketim hastalığı sardı... Bu sezon giydiğimizi öbür sene giyemez olduk. Sistem bu minval üzerine kuruldu...

Yapmayalım arkadaşlar... Bir iki tadilatla eski giysilerimizi günün modasına adapte edebiliriz...Bu tüketim hastalığı ölümcül değil ama yıkımcı...Kendimizi modacıların histerilerine teslim etmeyelim...
(Garabet:Gariplik-tuhaflık) 

10 Şubat 2016 Çarşamba

YAMAHA X MAX 250 10.000 KM İZLENİMLERİ ve MASRAFLARI


2015 Mayıs Ayı'nda, çok başarılı bir scooter olan Honda PCX 150 motorsikletimi sattıktan sonra aldığım Yamaha X Max 250 (ABS siz)  scooterımla ilgili görüşlerimi, bu yazımda sizinle paylaşmak niyetindeyim.

Tanışma:

Efsane motor olarak bilinen ve maxi scooterlar kategorisinde üst sırada yeralan Yamaha X Max i arkadaşımın vasıtasıyla test etme şansım oldu ve çok beğendim. Hemen Honda PCX 150 mi satarak maliyetlerini çıkarttım.

MAYIS 2015 satış fiyatı: 13.950 TL
                               MTV:       330TL
   Plaka ve ruhsat masraf:        250TL
    TOPLAM MALİYET:   14.530 TL                

Motorumu İstanbul Şirinevler'de bulunan Aydın Motor'dan sorunsuzca teslim aldım. İlk işim depoyu doldurmak oldu. Depo hacmi 11.5L idi. İlk bezin alışımda 10.5 litre yakıt aldı.
Selesi inanılmaz konforlu ve 20.1 beygir gücündeki motor ilk kilometrelerde dahi torkunu rahatça hissettiriyor.

Amortisör yapısı diğer scooterlara oranla daha sert yalnız amortisör sertlik ayarı mevcut. Orta kademede bulunan ayarlar motorunuz hızlandıkça yol tutuşuna olumlu katkılar sunarken konforu süratiniz düştükçe azaltıyor. Bu durum ilk 2000 kilometrede yumuşak amortisörlü sürüşe alışkın olanlar için ufak bir rahatsızlık nedeni.
Rodaj süresince yakıt tüketimi (Rodaj kurallarına uyarak 4-5 bin devir geçilmeden) yaklaşık 4L/100km civarında. Rodajdan sonra tüketim yabana atılmayacak şekilde azalıyor.

Motorsiklette bulunan sistem size her bakımı hatırlatıyor. Motorun ilk bakımı 1000 km de yapılıyor. 28/05/2015 de yaptırdığım ilk bakımlar ve maliyetleri şu şekilde:

Şanzımanın içerisindeki temizlik nedeniyle konulmuş yağ değiştiriliyor. 1 adet Yamaha Lube 15TL.
Aynı şekilde motor içerisinde olabilecek çapakların temizliği için konulmuş özel yağ değiştirilerek yerine Yamaha Lube dan 1.3 litre kullanılıyor (2 adet 1 lt alınıp diğer bakımda kalan 700 ml yağ size diğer bakımlar için teslim ediliyor) 2* 25TL=50 TL
Gerekli kontroller yapılarak işçilik bedeli 25 TL faturanıza yansıtılıyor.

Bundan sonraki her yağ değişimi ve bakımlarınız 3000 km de bir motorunuz tarafından size göstergeden hatırlatılıyor.

Aydın Motor da servis esnasında dilerseniz yapılan işlemleri yakından izleyebiliyorsunuz.

TOPLAM 1000 km servis bakım bedeli: 90 TL 

Rodajdan çıkıldıktan sonra motor gücünü daha fazla hissettiriyor. Dijital kadranın görünürlüğü ve kalitesi üst düzeyde. Çift disk fren duruş mesafesinde ve sürüş dengelemesinde çok başarılı ve kontrollü. Michelin City Grip lastiklerin kalitesi ve tutuşu inanılmaz.

2000-3000 km aralığında motor daha da açılarak tam performansını yola yansıtıyor. Yamaha X Max yokuşlara rağmen 120 km sürate rahatça çıkıyor. Motorsiklet farkını bu kilometrelerden sonra da hissettiriyor. Düz yolda maximum süratiniz 145 km. Yokuş aşağı benim gördüğüm son sürat ise 8500 devirde 157 km. (11-12 bin devirlere zorlamanın anlamı yok sonuçta bir scooter kullanıyorsunuz)

21/07/2015 te 4000 bakımına girdiğimde hava filtresi 50 TL, varyatör filtresi 50 TL, 1 LT Yağ 25 TL ve işçilik 50 TL (İşçilik ücretleri sürekli artıyor) toplamda 175 TL yi buldu. Varyatör filtresi bu bakımda havayla temizlenerek değiştirilmeyebilir. Benim değiştirme nedenim ise şu. Yamaha nın scooterlarında zamanla varyatöre giren toz miktarı arttıkça motorunuzun ilk çalışması ve kalkışları daha titreşimli bir hal alıyor. Bu nedeni geciktirmek ve çekişiniz için son derece önemli bir nokta olan varyatörü korumak adına değiştirttim. Başkalarının yaşadığı titreşim problemlerini henüz yaşamadım. Motorunuz soğuk ya da günün ilk marşını basıyorsanız, iki üç dakika ısıtmadan yola çıkmayınız. Gerekli yağlama ve motor sıcaklığında kalkış yapmanız da titreşim sorununu önlemeye yardımcı oluyor.

Bu bakımdan sonra motorunuza daha da alışacak ve sürüş keyfini çıkartmaya başlayacaksınız. Yakıt tüketiminiz başta 4 LT 100 km iken, kullanıma bağlı olarak 3.3-3.5 LT 100 km aralığına düşmüş olacak.

03/10/2015 Tarihinde girdiğim 7000 km bakımında ise balatalar kontrol edildi. Fazla frene basan bir insan olmadığım için çok çok iyi durumda olduğu anlaşıldı. Servisten edindiğim bilgiye göre kullanım zevkine ve fren kullanımına bağlı olarak balataların aşınma km leri 2500 den başlıyor.
Siz de gereksiz gaz vermeler ve ani frenlemelerden kaçınarak, motorunuzu güvenli bir şekilde kullanırsanız balata ömründe tasarruf etmiş olacaksınız. Kontroller de herhangi bir parça değişimine ihtiyaç duyulmadığından; yağ değişimi 1lt (+elimizde kalan son 300 ml)  30TL (5 TL zam gelmiş) işçilik 75 TL ye ulaşmış (Vida kontrol, balata kontrol, varyatör temizliği, hava filtresi kontrol için normal olabilir.) Toplam 105TL

7000-10000 km arasında Yamaha X max sizde bir tutku halini almaya başlıyor. Yakıt tüketimi sürüş özelliklerine göre 2.5-3.5 litre 100 km aralığında esneklik gösteriyor. 250 cc 173 kg ve yaklaşık 21 bg bir motora göre oldukça ekonomik. Sunduğu konfor ve sele altı bagajı çok tatminkar. Bu sırada Honda Forza 300 ile test sürüşü imkanı da buldum. İki motoru karşılaştırmak gerekirse, Forza 300 ün oturuş pozisyonu çok daha alçak ve konforlu. Düşük süratlerde forza 300 tercih edilebilir fakat 70 km üzerindeki süratlerde, Forza nın orjinal camı alçakta kalarak rüzgardan çokça etkilenmenize neden oluyor.

06/02/2016 Tarihinde girdiğim 10000 km bakımında ise Hava filtersi 55 TL(5TL zamlı), varyatör filtresi 50 TL 2 adet yağ 60 TL (tanesi 5 TL zamlı) ve işçilik kontroller dahil 75 TL (Hayret zamlanmamış :) Toplam 240 TL tuttu.

Sonuç olarak Yamaha da beni tek üzen döviz fiyatlarındaki artışın müşteriye çok çabuk yansıtılması ve işçilik tutarlarına yapılan sıkça zamlar. Bu durumu da gülü seven dikenine katlanır felsefesiyle karşılamak lazım mı bence değil. 28 Şubat tarihinde gerçekleşecek motorsiklet fuarında daha düşük hacimli yeni teknoloji maxi scooterlar görücüye çıkarsa, kafamıza yaza yakışı ve işçilik bedelleri daha uygun olan markalar da girebilir.

Tekeriniz düz bassın. Sorularınız olursa zaman olanaklarım dahilinde cevaplamaya çalışacağım.

9 Kasım 2014 Pazar

Motorsikletli için sinyalin önemi.



Bildiğiniz gibi arabalarımızda direksiyonun hemen yanında bulunan bir kol vardır. Bu kol aracınızda seyahat güvenliği için son derece önemlidir.

Sinyal kolu, kolay kullanımına rağmen çoğu zaman sürücü tarafından önemsenmeyen, küçük bir ayrıntı gözüyle bakılan bir araç. ''Ben aynadan baktım, zaten yol boş, kendime mi sinyal vereceğim'' anlayışıyla gözardı edilen sinyal araba ve büyük araç kullanıcısı için önemsenmese de motorsiklet sürücüleri için hayati bir öneme sahiptir.


Trafikte motorsiklet hiç gözükmüyor, sürekli sağımda solumda bitiyor, bir anda vız diye geçti hergele şeklindeki serzenişlerimize rağmen, aracımızda sinyal vermeme inadını bırakmalıyız. Siz motor sürücüsünü göremeseniz de o sizi görüyor. Yeterli trafik tecrübesi olmayan genç motor sürücüleri hangi şeride geçeceğinizi ya da hangi yöne döneceğinizi hissedemeyebilir. O anda sinyalizasyon hayati bir öneme sahip hale gelir. Lütfen dönüşlerinizde ve şerit değiştirmeden önce sinyalinizi verin.

Motorsiklet sürücüleri araçların sinyal vermesini isterken, kendileri de sinyali çok az kullanıyor.
''Ben zaten küçük, kıvrak ve seri bir aracım, sinyal verene kaar şeridimi değiştiriyorum'' demeyin. Trafikte motorumla ilerlerken, özellikle gece şehir içi sürüşlerde çok az fark edildiğini bütün motor sürücüleri bilir. Şerit değiştirdiği sırada ya da iki aracın arasından gecerken sıkışan çok deneyimli motorsiklet sürücüsü olduğunun farkındayız. Gideceğimiz yönde verilen bir sinyal, büyük araçların aynalarında gözüktüğü anda dört teker araç sürücüleri dikkatlerini toplayarak size yol vereceklerdir. Motor sürücüsü olarak sinyal kullanarak daha fazla ciddiye alınacağınızı ve daha görünür olacağınızı sakın unutmayın.

Herkese iyi yolculuklar.





6 Ekim 2012 Cumartesi

SATIR (PARDON BIÇAK DEMEK İSTEDİM DE) PARASI

Sayın devlet büyüklerimiz geçmiş bir tarihte "Çalışmayanı çalıştıracağız, bıçak parasını kaldıracağız, doktorun elini hastanın cebinden çıkaracağız” söylemleriyle tıp fakültesi hastanelerindeki öğretim üyelerini yerden yere vurmuşlardı hatırlarsanız.
Bu konuyla ilgili -evet sonunda- bir tebliğ yaynlanmış. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından 29 Eylül 2012 tarihinde yayımlanan Sağlıkta Uygulama Sağlık Tebliği (SUT) ile bakanın kendi deyimiyle vatandaştan satır (pardon ağzımdan kaçtı-bıçak) parası alınmasına olanak tanınacak. Söz konusu SUT madde 1: 3.2.1’de ikinci ve üçüncü basamak resmi sağlık hizmeti sunucularından … 5 TL ibaresinden sonra gelmek üzere “Vakıf üniversiteleri hariç olmak üzere 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamında olan üniversitelerdeki öğretim üyesi muayenelerinde artırmaya ve farklılaştırarak uygulamaya kurum yetkilidir” cümlesi eklenerek o çok kötülenen hekimler üzerinden fark ücreti alınması olanaklı hale getirildi.

Hastasın ve ameliyat olmak zorundasın.  Ama doktora satır parası vermek zorundasın. Vermezsen bu durum tamamen senin bileceğin bir iş. En fazla ölüp gidersin.

İşte, Türkiye'deki insan hayatının değeri budur bence.

YA SİZCE?

3 Haziran 2012 Pazar

Tarttım Durdum Bunu Buldum

Tüm hafta sonu düşündüğüm bir mesele vardı. Birçok yere gittim. Çok şeyler gördüm; iyi kötü hepsi bir.

Yaşadıklarımı Teraziye koydum bakın ne ağır bastı:

http://melisdanismend.blogspot.com/2012/06/ben-dun-sagr-olmak-istedim.html

LÜTFEN OKUYUNUZ. TEŞEKKÜRLER

18 Nisan 2012 Çarşamba

Ne Ekersen Onu Biçersin


Geleceğe umutla mı bakmaktayız? Ülkemizde ve dünyada insanlar kendilerini güvende hissediyorlar mı? Kendine güvenmekten bahsetmiyorum. İstikbalimizi garanti altına almaktan bahsediyorum.

İnsanoğlu varolduğu andan itibaren kendisini koruma ve geleceğini kendi kanından insanlara teslim etme içgüdüsü ile yaşamıştır. Bu içgüdü, yükselme isteği, doğaya ve dolayısıyla insanoğluna pek faydalı olmamıştır. Sığınma iç güdüsü ile yapılan ahşap yapılar ormanlara, yükselme ve statü kaygısıyla alınan lüks evler doğaya geri dönüşü olmayan tahribatlar vermiştir.

Daha iyisine, daha lüksüne sahip olma ve kanından olan nesillere daha güzel olanaklar sunma hırsı ile para kaygısı ortaya çıkmıştır. Daha fazla para kazanma dürtüsü ile statülere bağlanılmış, sanal olanaklar ve roller uydurulmuştur. Bu rollere bürünülerek yaşanılan hayatları korumak için tarih boyunca nice savaşlar yapılmıştır. Sonuçta çekişmeler, psikolojik gerilimler savaşlar insanoğluna kazançtan çok zarar getirmiştir.

Günümüzde insanlar hayırlı evlatlar yetiştirme uğruna, büründükleri role sığınarak ne kalpler kırıyorlar hesabı yapılamaz. İşyerlerinde yaşatılan ve yaşanılan stresler, üstünlük kurma mücadelesi, nice insanın akıl sağlığını alıp götürüyor hiç hesabı yapılmış mı? Bugün rolümüze bürünerek, daha fazla kazanma hırsıyla yaşattığımız kaygılar sürekli artmakta. Gelecek kaygısı bu kaygan zemin üzerinde sürekli sallanmakta. Bugün evlatlarımız için kırdığımız kalpler yarın evlatlarımızdan daha tecrübeli ve daha katı kalpler olmayacaklar mı? Bugün kendi soyumuzu yürütmek için kullanıp bir kenara fırlattığımız  insanlar yarın evlatlarımızın başında patron olmayacaklar mı?

Sevgi tohumları yerine, kaygılar, korkular, umutsuzluklar ekersek hasadını yeni nesiller toplayacak... Bunu bilip yaşarsak geleceğe daha umutlu bakacağımız kanısındayım.

Bu yazıyı, beni dürüstlükle, insanları kırmamaya çalışarak, hırsları uğruna kimseyi üzmeden, doğrudürüst yetiştiren anne-babama ve evlatlarını bu şekilde yetiştiren ailelere armağan ediyorum.

Sevgi tohumlarınız yeşerdi. Kökümüz toprakta sağlam. Ayrık otları bize zarar veremez. Teşekkürler.

25 Mart 2012 Pazar

Karpuz Kabuğu Denize Düşünce

Geçtiğimiz günlerde dergi karıştırırken, ilginç bulduğum bir şey gördüm. Ülkemizde denize girmenin mevsimi yaz ama eskiden de kullanılan bir deyim vardır: ''Karpuz kabuğu denize düşünce'' denize girilebilir.


Bundan yola çıkan tasarımcılar değişik çadırlar tasarlayarak, kamp ve karavan klasiğini geri getirmeye çalışıyorlar. Meraklısına linki aşağıda veriyorum.



http://www.firebox.com/product/5246/FieldCandy-Tent-What-a-Melon

18 Mart 2012 Pazar

Bravo Tuncay

Filmlerde, yabancı dizilerde ve hayatta Hristiyanlık adına birçok hareket yapılıyor. Bir nevi gizli reklam diyebiliriz.

Filmde biri ölür, herkes en iyi siyah takımlarını giyer. Pırıl pırıl bir cenaze töreni. Futbolcu sahaya çıkar, elini saha çimine sürdükten sonra inancına göre istavroz çıkarırırken kameralara görüntülenir. Pazar günü büyüklü küçüklü kiliseye gidilir, dualar edilir, koro ilahiler söyler. Düğünler kilisede başlar.

İslam Dini en son gelen dindir. Yani en güncel en modern olanı. Peki İslamiyet'e inananlar dinlerini yeterince tanıtabiliiyorlar mı? Tabi ki hayır. İslamiyet'de gösteriş yoktur. Kul ile Allah arasına kimse giremez. Asıl neden bu olabilir.

Geçtiğimiz günlerde, İngiltere'de Tottenham ve Bolton arasındaki maçta, Fabrice Muamba, 36.000 kişinin önünde kalp krizi geçirerek yeşil zemine yığıldı. O anda sanki Dünya durdu. Sahada çıt çıkmadı. Herkes inancına göre duasını etti. Boltonlu futbolcuya yerde müdahale edilirken, Milli Oyucumuz Tuncay Şanlı objektiflere ellerini açmış dua ederken yansıdı. Eminim ki temiz kalbi ile ellerini açarak Allah'a dua etti. Kendisi'ne, geçmişte Beşiktaş'a attığı golllerden buna rağmen Şampiyonlar Liginde de kaçırdığı gollerden dolayı, pek sıcak bakmamışımdır. Bu son hareketi beni çok duygulandırdı. Tebrikler Tuncay.



Sahadaki ve belkide ekran başındaki seyircilerin içten duaları kabul oldu diye düşünüyorum. Muamba hayatta ve tedavi görüyor. Dualarımız hala onunla. Allah karşısında, din, dil, ırk farkı yoktur. Allah tektir. Herkesin Allah'ı farklı sıfatlarla anılsa bile birdir. Tanrı sevgisine ulaşmak için kullanılan yollar farklı olabilir. Amaç aynıdır.
Bravo Tuncay.

11 Mart 2012 Pazar

''Kahrolsun Faşizm''

Türkiye Cumhuriyeti'ni bu kadar küçük düşüren, bu kadar alçaltan ve Atatürk'ün kemiklerini bu kadar sızlatan Milletvekili bir araya hiç bir zaman gelemez!

Bugün 4+4+4 eğitim savaşı yaşandı. Rezillik. CHP Milletvekilleri komisyon toplantısı sırasında ''Kahrolsun Faşizm'' sloganları attı. Bakın arkadaşlar, ister kabul edin ister etmeyin, ister AK Parti'ye oy vermiş olun ister CHP'ye, ister farklı bir partiye. Bu rezil vekillerini bizler seçtik. Artık uyanma zamanı gelmedi mi? Burada hiçbir zümreyi, hiçbir partiyi, hiçbir ırkı temsil etmiyorum. Burada Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak yazıyorum.

Türk Eğitim Sistemi'ni, Türkiye'nin geleceğini 31 dakikaya gömdünüz. Orada bulunan, bütün partilerin rezil vekillerine sesleniyorum. O kararnameyi oylayarak kabul eden, ya da karşı gelen tüm rezil vekiller. Olayı buraya siz getirdiniz. Bugüne kadar çıkar çatışmalarınıza, rant kavgalarınıza, dini kullanmanıza, Atatürk'ü kalkan yapmanıza ses çıkarmadık. Size ayna tuttuk. Sizi seçtik.

Türk Milleti artık uyan! Savaştayız! Memleketi içten satıyorlar. Irklarımızı alçaltıyorlar. Kültürümüzü siliyorlar. Savaştayız! Kürt Kardeşim, Efe Ağabeyim, Laz Biraderim, Alevi Sünni Din Kardeşlerim, Rum komşum, Hristiyanı Yahudisi nasıl savaştık Çanakkale'de? Nasıl omuz omuza verdik Doğu Cephesi'nde, düşmanı yurttan attık. Artık kafa kafaya verelim çıkaralım rezil vekilleri Yüce Meclis'ten. Toprak bizim toprağımız. Meclis bizim. Uyan artık uyan! Sahip çıkalım bu memleket hepimize yeter.

''NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE''




10 Mart 2012 Cumartesi

EMNİYET ŞERİDİ KEYFİ DEĞİLDİR !!!!!!!!!


Daha önce de defalarca gördüğüm, yine dün akşam İstanbul-Sakarya arasında araçla yaptığım seyahat neticesinde emniyet şeridinin keyfi olarak kullanıldığı durumları -bildiğimiz halde- duyurmak istiyorum.

Yoğun şehir hayatında acil durumlarda ulaşımı mümkün olduğunca hızlı sağlamak için yapılan düzenlemelerden biri emniyet şerididir. Nitekim 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 47.maddesinin c bendi gereği "yer işaretlemeleri ile belirtilen ve gösterilen hususlara uymak zorunludur" denilmektedir.

Büyük şehirler, nüfus yoğunluğu, trafik keşmekeşi birbirinden ayırt edilemeyen kavramlardır. Yaşam değiştiği için insanlar artık büyük şehirlerde yaşamaktadırlar. Daha iyi bir yaşam için verilen hayat mücadelesine trafik çilesi de eklenince olumsuzluklar artıyor.

Trafik hayatını düzenlemekle görevli insanlar, varolan imkanlara göre yeni çözümler bulup, teoride olumlu sonuçlar verdiği düşünülen çözümlerin, pratik hayatta aynı sonucu vermediği açıkça görülmektedir. Sorunun büyük bir kısmının biz sürücülerde olduğunu hepimiz bilmekteyiz. Bu iyileştirmelerin başında emniyet şeridi geliyor. Emniyet şeridi yeni birşey değil. Ancak yeni olan emniyet şeridinin EDS isimli sistemle denetleniyor olması. Amaç emniyet şeridine girenleri tespit edip cezalandırmaktır. Emniyet şeridinin çok basit bir görevi var. Aracı bozulan sürücü aracını trafiği tehlikeye sokmayacak şekilde bu şeride çeker. Daha önemlisi trafikte geçiş üstünlüğü bulunan araçların da kullanımı içindir. Geçiş üstünlüğü bulunan araçlar ne diyen merak eden varsa, bunların ambulans,itfaiye ve polis olduğu pek tabiidir. Ortak noktaları nedir derseniz "insan hayatıdır" diyebiliriz.

Sabah ve akşam saatlerinde genelde şehir hayatının trafiği oldukça yoğundur. Ancak İstanbul gibi mega şehirlerde trafik yoğunluğu 24 saat devam eder. Tarfik bilgisinden her zaman bihaber olduk. Sürücü ehliyetlerinin ne şartlarda alındığı da malum. Bu yüzden bizde hiçbir zaman trafik kültürü oluşmamıştır. Acil bir hastanın ambulans içerisinde hastaneye en hızlı yoldan yetişmesi veya o ambulansın ilk önce hastaneye varması için emniyet şeridinin önemi daha da öne çıkıyor. Aynı şekilde itfaiye araçlarının yangın yerine çabuk ulaşıp müdahalede bulunması da çok önemli. Keza polis otoları için de aynı durum sözkonusu. Yaşadığımız çağda saniyelerin bile büyük önem arz ettiği, insan hayatını kurtarmada ne kadar fark yarattığı ortada. Yapılan tüm iyileştirmelerin insan hayatına yönelik olduğunu unutmamaılıyız. Biz sürücüler ise sıkışık trafikten kaçmak için hiç utanmadan emniyet şeridine girmekten çekinmiyoruz. Var olan yoğun trafiği bu şekilde daha da sıkıştırdığımızın aslında hiç farkında değiliz. Emniyet şeridine giren bir araç eninde sonunda 1 km sonra bile olsa normal şeride girmek zorunda kalacaktır. Bu da trafiğin daha da şişmesine neden olacaktır. Bizim sebep olduğumuz trafik sıkışıklığından dolayı muhtemel kaybedebilecek bir insan olabileceğini nedense düşünmüyoruz. Bu arada "benim başıma gelmez" diye düşünenler de olabilir. O ambulans, o itfaiye ve o polis aracı sizin hayatınız için o an seferber olabilir. Çuvaldızı başkasına batırıken iğneyi de kendimize batırmayı hiçbir zaman ihmal etmeyelim.
       
BİRAZ İNSANLIĞINIZ VARSA LÜTFEN ARTIK EMNİYET ŞERİDİNİ KULLANMAYALIM

9 Mart 2012 Cuma

Kadınlar İşyerlerinde Şiddete Maruz Kalabiliyor

Türkiye’nin iş ve insan kaynakları sitesi Yenibiris.com’un 8 Mart Kadınlar Günü öncesinde düzenlediği anketlerin sonuçları kadınların iş yerlerinde en az bir kere hakaret, aşağılama gibi şiddet içeren bir davranışa maruz kaldıkları gerçeğini ortaya koydu.
En önemli toplumsal sorunlardan biri olan “kadına şiddet”, Türkiye’de önüne geçilmesi gereken olguların başında geliyor. Yenibiris.com tarafından çalışan kadınlar arasında internet ortamında gerçekleştirilen bir dizi ankette çarpıcı sonuçlar elde edildi. Anketleri 1583 kişi yanıtladı.  Anketlere göre iş hayatının herhangi bir döneminde birden fazla şiddet içerikli davranışa maruz kalan kadınların oranı yüzde 41 çıktı. Sadece bir kere bu tip bir şiddet görenlerin oranı da yüzde 31 olarak belirlendi. Hayatlarında böyle bir şiddetle karşı karşıya kalmadıklarını belirtenlerin oranı ise sadece yüzde yüzde 28 oldu.  İş hayatında en sık karşılaşılan şiddet türünün başında yüzde 78 oranla hakaret ve aşağılama geliyor. Ardından, yüzde 11 oranla sözlü veya fiziksel cinsel taciz ile karşılaşılan şiddet türü oluyor. Tehditle karşılaşma oranı ise yüzde 10 olarak belirlendi. Dayak ve yaralama ile karşılaşılan kadınların oranı da yüzde 1 olarak açıklandı.  Anketlerin diğer bir sonucuna göre, şiddete maruz kalan kadınların yüzde 39’u şiddete mesai arkadaşları tarafından maruz kaldı. Yüzde 35’i yöneticisi, yüzde 19 patronu, yüzde 7’lik bir kısmı ise müşteriler tarafında şiddet içeren hareketlerle karşılaştı.
Şiddet karşısında kadınlar ne yapıyor?Anketlere göre şiddet karşısında kalan kadınlardan yüzde 24’ü tepkilerini dava açarak gösteriyor. Ekonomik nedenlerden dolayı herhangi bir karşılık vermeyenlerin oranı yüzde 22 olarak belirlendi. Yönetici veya genel müdüre şikayet edenlerin oranı ise yüzde 17 civarında olurken, şiddete maruz kalanlardan istifa edenler yüzde 15 oranında oldu. Çalışmaya katılanların yüzde 4ü tepkisiz kalırken, yüzde 1’i psikolojik destek aldığını belirtti. Yüzde 18’lik bir kesim de bu seçeneklerin birkaçını aynı anda yaptıklarını ifade etti. İş hayatının herhangi bir döneminde şiddete maruz kalıp, durumu yönetici veya patronlarına bildirenlerden yüzde 30’u üstlerinden sadece moral aldığını fakat bir şey yapmadıklarını belirttiler. Yüzde 29’u patronların konuyu örtbas ettiğini ifade ederken, yüzde 28’i üstlerinin şiddet gösteren kişiyi işten çıkardığını belirtti. Çalışmaya katılanlardan yüzde 13’ü de patronlarının şiddet gösteren kişiyi uyardıklarını açıkladı. Yenibiris.com Genel Koordinatör Burçak Pak Yılmaz çalışmanın önemli sonuçlar ortaya koyduğunu belirterek, “Türkiye’de 1980’li yıllardan itibaren kadınların çalışma hayatına girişi hızlandı. Son yıllarda kadınların kurumlardaki sayılarının yanı sıra mevkilerinin de yükseldiğini görüyoruz. Ancak, bu gelişmelerin sürdürülebilmesi için iş ortamlarında kadınlara yönelik her türlü şiddetin tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor. Ancak bu şekilde kurumlar sağlıklı ve başarılı bir çalışma ortamına sahip olurlar. Her türlü şiddetin ortadan kaldırılması için kurumlarda yeni düzenlemelere gerek duyuluyor” dedi.
İş hayatınızın herhangi bir döneminde şiddete (hakaret, aşağılama, tehdit vs.) maruz kaldınız mı? Birden fazla                      %41
Bir kere                           %31
Hayır hiç kalmadım             %28

İş hayatınızın herhangi bir döneminde şiddete maruz kaldıysanız, ne türdendi? Hakaret, aşağılama                              % 78Sözlü veya fiziksel cinsel taciz               % 11  Tehdit                                              % 10  Dayak, yaralama                                 % 1   

Femen Başımızın Tacı

Dünya Kadınlar Günü'nde Sultan Ahmet Meydanı'nda, kadına şiddeti protesto eden Ukraynalı Femen Grubu gözaltına alınarak, sınır dışı edildi.

Yorum:
Bence sınır dışı edilen bu bayanlar, baş tacı edilmeliydi. Neden mi? Böyle bir protestoyu. Her yıl yüzlerce kadının öldürüldüğü, onbinlerce kadının yüzbinlerce kez dövüldüğü, Türkiye'de yapmaları bizim için bir lütuftur. Kendilerine 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde ülkemizi tercih ettikleri için teşekkür ediyorum.

Dün bu haberi televizyonda izlerken şok geçirdim. Görütüler esnasında protestocuların çıplaklığı beni en ufak bir şekilde enterese etmezken, bazı Türk Kadınları'nın çıplaklığı kınadığını gördüm. Yapılan röpörtajlarda ''Protestolarını anlıyorum ama çıplak olmaları gerekir miydi?'' yorumunu yapan bazı bayanlara resmen gıcık oldum. Bence bu yorumu yapanların beyinleri çıplak. Protestocular, vücütlarına darp izini andıran bir makyaj yapmışlardı. Siz Türkiye'de erkeğin şiddetine maruz kalarak vücüdundaki yara bere izlerini elbiseleriyle, fularları ile örten kaç kadın var biliyor musunuz? Bence protesto da tam yerindeydi, çıplaklık da. Bu Ukraynalı cesur bayanları ve Femen Grubunu tebrik ediyorum Bir erkek olarak eylemlerinizi destekliyorum.





7 Mart 2012 Çarşamba

DÜNYANIN EN GÜZEL KADINLARI

8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Bütün kadınların Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.


Türk Kadınları'nın Dünya Kadınlar Gününü en çok hakeden insanlar olduğunu düşünüyorum. Onlar günümüzün ve geleceğin anneleri. Vatan uğruna hayırlı evlatlar yetiştiren, bu evlatları vatan uğruna gözünü kırpmadan feda eden. Vefakar, cefakar, acılarını içine gömen. Kurtuluş Savaşı'nın kahramanları. Bebesi karnında küfesi sırtında çay toplayan. Tarla süren. Erini, evlatlarını evinde rahat ettiren. Ekonominin lokomotifi. Dünyanın en güzel kadınları Türk kadınları. Hepinizin Dünya Kadınlar günü kutlu olsun. Sizler herşeyin en iyisine layıksınız...Cumhuriyetin ve kadın haklarının koruyucuları sizin fedakarlıklarınızın karşılığı bir gün olamaz.

28 Şubat 2012 Salı

21. Yüzyılın Efendileri


Liberalizm'i kabul etmiş ülkelerde, çoğu öğe, para (kapital) üzerine kurulmuştur. Bana göre liberalizm etikle birlikte yürütülmesi gereken bir hayat felsefesidir ama etik birçok insana ağır geldiği için bir kenara itilmiştir. Bu yoz fikre göre ağırlıklar atılırsa daha hızlı hareket edilir. Zaman daha iyi kullanılır ve kazançlar artar.

Ortaçağ'da derebeyleri, yani toprak ağaları, eşrafını köle gibi çalıştırmak için kahyalarını sözde itibar sahibi yaparlardı. Halkı daha fazla çalıştıran kahyaların itibarı artar, halk ezildikçe ezilirdi. Soylular haricinde kimse mal mülk sahibi olmadığı için, kahyaların gözü altınla, parayla, bir avuç toprak veya geçici iktidarlarla boyanırdı. Parsayı gene soylular toplardı.

Günümüzde özgürlükler artmış gibi görünse de insanlar, kendilerini özgür hissettikleri internet ortamı, cep telefonu, televizyon yayını vb... faturalarını ödemek için köle gibi çalışıyor. İşyerlerinde kahyalar yerine, altlarında şirket araçları, ellerinde şirket cep telefonları, ceplerinde kredi kartlarıyla dolaşan modern kahyalar mevcut. Ellerindeki imkanlar şirket tarafından alınınca, kanatları düşen, kuzguna yavrusu şahin gözüken, kendilerini büyük gören insanlar. Bu insanlar harcadıkça, şirketleri tarafından sunulan olanakları etrafa müsrifçe saçtıkça kazanırlar ya da kazandıklarını sanırlar.

21. Yüzyılın Efendileri, Lidya icadına tapan kahyalarının açgözlülüklerine göz yumarlar. Kahyalar, üç harcadıkça beş kazandıran, beş saçtıkça onbeş getiren birer para kaldıracıdır efendileri için. Kahyalar, Ortaçağ'daki gibi kırbaçlamaz işçileri ama bir bakışları yeter. İşsiz kalıp özgürlüklerinin faturasını ödeyemeyecek duruma gelmek istemeyen halk hep boyun eğer. Tablo budur. Kazanan bol harcayandır. Gözü doymayandır. Elindekini korumak isteyenler ezilir gider.

Bu çerçevenin içinde olup da dışını farkedebilen çok az insan vardır. Bunlardan biri ''Para para para'' diyerek sisteme yenik düşmüştür. Önemli olan para olmadan birşeyler ortaya koymaktır. Allahın insana verdiği lütufları değerlendirerek bir yere gelmektir. Toprakta yetiştirmekle, inançla yoğurup varları birleştirmekle. ''Köylü Milletin Efendisidir'' boşuna söylenmemiştir. Parayı pul yapıp, pulu değerlendirirsek Liberal olacağız. Pula para diyerek değil. Gerçek efendiler bu felsefeyi benimseyenlerdir. Onların ne çağı vardır ne yüzyılı. Onlar fikirleriyle sonsuza kadar efendi kalacaklardır.

18 Şubat 2012 Cumartesi

BAŞINIZ SAĞOLSUN.

GÜNE ERKEN BAŞLADIM.ÇOK SEVDİĞİM DOSTLARIMLA HABERLEŞİP ORTAK BİR MEKANDA BULUŞUP KAHVALTI YAPMAYA KARAR DEDİK.HERŞEY ÇOK GÜZEL AÇIK BÜFE KAHVALTI, ÇAY, OMLET ŞAKALAŞIP SAĞDAN SOLDAN LAFLIYORUZ.DERKEN TELEFON ÇALDIĞINDA ACI HABERİ ALDIK.ÇOK SEVDİĞİM ARKADAŞIMIN GÜNLERDİR YOĞUN BAKIMDA YATAN YAKINININ ÖLÜM HABERİ GÜNÜN BÜTÜN GÜZELLİĞİNİ ALIP BİZİ ÜZÜNTÜYE BOĞDU.HAYATIN ACI GERÇEĞİ BİR KEZ DAHA KARŞIMIZA ÇIKTI.KEŞKE BİŞEYLER YAPABİLSEK AMA TESELLİ ETMEKTEN BAŞKA BİRŞEY GELMİYOR.SEVDİKLERİMİZİN HAYATIMIZDAN UÇUP GİTMESİ NE ACI.SANKİ HEP HAYATIMIZDA OLUCAKLARMIŞ GİBİ GELİR OYSA Kİ.ALLAH GERİDE KALANLARINA SAĞLIK VERSİN.TOPRAĞI BOL OLSUN.MEKANI CENNET.

16 Şubat 2012 Perşembe

NEYMİŞ EFENDİM BİR MERDİVEN İNEMİYORMUYMUŞUM

İNEMİYORUM NE OLACAK YANİİ...HEM O BİR MERDİVEN DEĞİL NERDEN BAKSAN 14 BASAMAK 6 KAT VAR (84BASAMAK). YANİ BİR MERDİVEN DEĞİL!!!UZUN DÖNEMEÇLİ HOLLERDEKİ ADIMLARI SAYMIYORUM... HEM FARZET Kİ BENİM GÜZERGAHIMDAN KAPIMIN ÖNÜNDEKİ CADDEDEN GEÇMİYOR SERVİS, YOLDAYIM YÜRÜYORUM. OLAMAZ MI? BİR DE AKSİLİKLER VAR TABİ; SABAH SABAH ANAHTARIN KAPIYA SIKIŞASI TUTTU NALET ŞEY ÇIKMIYOR ANAHTARI ÜZERİNDE BIRAKIP MI İNSEYDİM?
YOK ARTIK!!! ALT KİLİDİ TEKRAR AÇTIM ÜSTTEKİ KİLİT YERİNDEKİ ANAHTARI SÖKTÜM TEKRAR KAPA KİLİTLE V.S İŞTE...
HEM SOKAKTA MI? KALIP DONDUN BE MÜSLÜMAN SICACIK SERVİSTE RAHAT MI BATTI? DIŞARDA BEKLEYEN BİRİ OLSAN ANLICAM DA NEYİN HUZURSUZLUĞU VAR SENDE NİYE BOŞ BOŞ KONUŞUP DURUYORSUN ANLAYAMADIM HAYROLAAA!!!

15 Şubat 2012 Çarşamba